-
Ali Rıza Gelirli
Tarih: 24-08-2026 08:59:00
Güncelleme: 24-08-2026 08:59:00
(Daha önce kaleme aldığım yazılar nedeniyle şahsımı "Butlancı" olarak yaftalayanların ilgisine...)
Türkiye’de muhalefet blokunun içinde bulunduğu edilgenlik, münferit strateji hatalarından ziyade köklü bir zihniyet ve nitelik krizine işaret etmektedir. İktidarın çizdiği sınırların dışına çıkamayan, toplumsal dinamikleri mobilize etmek yerine mevcut statükoyu korumayı tercih eden bu yapının arka planında iki temel etken öne çıkmaktadır: Entelektüel sığlık ve devlet odaklı siyaset tarzı.
Toplumsal dönüşümlere liderlik etmesi beklenen siyasi figürlerin entelektüel birikimi, günümüz siyasetinde en belirgin zaaflardan birini oluşturmaktadır. Lider kadrolarının söylem üretme kapasitesi; derinlikli analizler veya vizyoner toplumsal projeler yerine, adeta ilkokul çağındaki yüzeysel kompozisyon kurgularını andırmaktadır. Eleştirilerin klişelerden öteye geçememesi, kavramsal çerçevenin zayıflığı ve retorikteki kısırlık, muhalefeti iktidar gündeminin ardına takılan edilgen bir konuma sürüklemektedir. Bu durum, geniş kitleleri ikna edecek bir alternatif yaratmak yerine mevcut memnuniyetsizliği dahi konsolide edemeyen felçleşmiş bir yapı üretmektedir.
Muhalefet liderliği özelinde—özellikle son zamanlarda tartışmaların odağında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu örneğinde—yürütülen değerlendirmeler genellikle etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden şekillendirilmiştir. Dersimli, Alevi veya Kürt kimliği, siyasi figürün temel belirleyicisi olarak sunulmuştur. Oysa bu okuma, esas belirleyici unsuru gözden kaçırmaktadır. Kılıçdaroğlu ve temsil ettiği çizgi; sıradan bir Dersimlinin sosyolojik veya politik reflekslerinden ziyade, bürokratik mekanizma içerisinde biçimlenmiş "devlet memuru" kimliğini birincil kimlik olarak benimsemiştir.
Bu sebepten ötürü Kılıçdaroğlu; sıradan bir Dersimli kadar Dersimli, sıradan bir Kürt kadar Kürt ve sıradan bir Alevi kadar Alevi değildir.
Siyasi hayatın ve karar alma süreçlerinin odağında, risk alan veya toplumsal harekete dayanan bir liderlik tarzı değil; bürokrasinin hiyerarşik, mevzuatçı ve kuralcı yapısı yer almaktadır. Devlet memurluğu tercihi, sadece bir meslek geçmişi değil, dünyaya ve siyasete bakış açısını belirleyen zihinsel bir kalıptır.
Ülke gerçekliğine daha genel anlamda baktığımızda; söz konusu bürokratik refleks, siyasette risksiz ve geleneksel yöntemlerin dışına çıkılmasını engeller. Sistem içinde kalmayı, kurumların rutin işleyişine aşırı güven duymayı ve toplumsal muhalefeti sokaktan ya da dinamik eylemliliklerden uzak tutmayı esas alır.
Bu durum, muhalefetin siyaset yapma alanını iktidarın izin verdiği sınırlar içine hapseder. Bir nevi "denetimli serbestlik" alanında yürütülen bu siyaset tarzı, sistemin temel parametrelerini zorlamaz. Muhalefet, kurulan oyun alanının dışına çıkmadığı müddetçe iktidar açısından tehdit oluşturmayan, aksine sistemin meşruiyetini tamamlayan bir ögeye dönüşür.
Ezcümle; muhalefetin yaşadığı felç hali; yüzeysel bir siyasi söylem ile devlet merkezli bürokratik zihniyetin birleşmesinden doğmaktadır. Muhalefet liderliği, kimliksel arka planından ziyade benimsediği "memur zihniyeti" nedeniyle statükoyu sarsacak hamlelerden kaçınmakta, siyasi mücadeleyi geleneksel ve genel kabul görmüş sınırlar içinde tutmaktadır. Bu sınırlar aşılmadığı ve entelektüel düzey derinleştirilmediği sürece, muhalefetin iktidar alternatifi bir güç haline gelmesi mümkün görünmemektedir.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- YENİ PARTİ'NİN KOPUŞUNDAN SONRA CHP YA DA ESKİ EZBERLERİN SONU VE ZİHİNSEL DEVRİM
- DOĞANIN GİZLİ DİLİ: GERÇEKLER
- GEÇMİŞ, BUGÜN, GELECEK VE İNSAN
- YAŞAM BULAŞICI BİR HASTALIKTIR
- ANLAM, ANLAMSIZLIK VE İNANÇ ÜSTÜNE BİR DENEME
- UYGARLIK İÇİN ANTİ-TEZ
- ACI: KALBİMİZDE SAKLI MAYIN
- POLİTİK BİR KONU OLARAK SAVAŞ YA DA BONOBOLAR
- 8 MART
- DOĞA: GÜZEL, YABANIL VE BİLGE
- 14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ’NE BİR DE BÖYLE BAKALIM MI?
- GÜNEŞ…