-
Göksal Caner Malatya
Tarih: 15-10-2026 09:34:00
Güncelleme: 15-10-2026 09:34:00
Çevirmenin Notu: 23 Şubat 1946 tarihinde yazılan bu mektup ilk olarak Noviy Mir dergisinin Nisan 1947 tarihli 7. sayısının 23-25. sayfalarında yayımlanmıştır. Salil Sen tarafından İngilizceye çevrilmiş haline şu linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.marxists.org/reference/archive/stalin/works/1946/02/23.htm
Sevgili Yoldaş Rasin[1],
Clausewitz hakkındaki 30 Ocak tarihli mektubunuzu ve savaş ile savaş sanatı üzerine yazdığınız kısa tezinizi aldım.
1. Lenin’in Clausewitz hakkındaki değerlendirmesinin artık geçerli olup olmadığını soruyorsunuz.
Bana göre soru yanlış sorulmuş.
Soruyu bu şekilde sorarak, Lenin’in savaş bilimini ve Clausewitz’in eserlerini analiz ettiği, bunları askeri bir bakış açısıyla değerlendirdiği ve bize askeri konularda bir dizi kılavuz bıraktığı sanılabilir. Soruyu bu şekilde sormak yanlıştır, çünkü Lenin’in Clausewitz’in savaş sanatı öğretilerine dair bu tür “Tezler”i yoktur.
Engels’in aksine Lenin, ne Ekim Devrimi öncesinde ne de İç Savaş’ın sonuna kadar geçen dönemde kendisini askeri konularda bir uzman olarak görmüyordu.
İç Savaş sırasında Lenin, Merkez Komite’deki biz genç yoldaşlara savaş sanatını derinlemesine incelememizi tavsiye etmiş; kendisinin bir askeri uzman haline gelmesi için artık çok geç olduğunu tereddütsüz bir şekilde belirtmişti. Lenin’in Clausewitz hakkındaki değerlendirmelerinde ve Clausewitz’in eserlerine ilişkin yorumlarında, askeri strateji ve taktik meseleleri ile bunların birbirleriyle ilişkisi, saldırı ile geri çekilme, savunma ile karşı saldırı arasındaki ilişki gibi yalnızca askeri yönlere değinmemesinin nedeni budur.
Lenin'in Clausewitz'e olan ilgisi neydi ve onu neden takdir ediyordu?
Lenin, Marksist olmayan ve askeri teori alanında bir otorite olarak kabul edilen Clausewitz’i takdir etmişti; çünkü Clausewitz, eserlerinde savaş ile siyaset arasında doğrudan bir ilişki olduğu, siyasetin savaşa yol açabileceği ve savaşın siyasetin zorla sürdürülmesi olduğu yönündeki bilinen Marksist teoriyi doğrulamaktaydı. Burada Lenin, Plehanov, Kautsky ve diğerlerinin bir kez daha sosyal şovenizme ve sosyal emperyalizme düştüklerini kanıtlamak için Clausewitz’e ihtiyaç duyuyordu. Ayrıca Lenin , Clausewitz’i, eserlerinde belirli olumsuz koşullar altında geri çekilmenin de tıpkı saldırı kadar meşru bir askeri eylem olduğu şeklindeki Marksist görüşü doğruladığı için de takdir ediyordu. Lenin, geri çekilmenin meşru bir askeri eylem olabileceğini reddeden “solcu” komünistlerin teorisini çürütmek için de Clausewitz’e ihtiyaç duyuyordu.
Böylece Lenin, bir askeri uzman olarak değil bir siyasetçi olarak, Clausewitz’in eserlerinden yararlandı ve bu eserlerde savaş ile siyaset arasındaki ilişkiyi ortaya koyan meselelerle özellikle ilgilendi.
Dolayısıyla, Lenin’in mirasçıları olarak bizlerin Clausewitz’in askeri doktrinini eleştirmemizde herhangi bir kısıtlama yoktur; zira Lenin’in bu konudaki özgür eleştirilerimizi kısıtlayacak herhangi bir beyanı bulunmamaktadır.
Bu bağlamda, Yoldaş Meşçeryakov’un Clausewitz’in askeri doktrinini eleştiren makalesini (Wojennaja Mysl, No. 6/7, 1945), Lenin’in görüşlerine yönelik bir “revizyon” girişimi olarak değerlendirmeniz tamamen haksızdır.
2. Clausewitz’in askeri doktrinini eleştirmek için herhangi bir gerekçemiz var mı? Evet, var. Davamızın ve modern savaş biliminin çıkarları doğrultusunda, sadece Clausewitz’i değil, aynı zamanda Moltke, Schlieffen, Ludendorff, Keitel ve Alman askeri ideolojisinin diğer temsilcilerini de eleştirmek zorundayız. Son otuz yıl içinde Almanya, dünyanın geri kalanına iki kez kanlı bir savaş dayattı ve iki kez de yenilgiye uğradı. Bu bir tesadüf müydü? Elbette hayır. Bu durum, sadece Almanya’nın bir bütün olarak değil, aynı zamanda askeri ideolojisinin de sınavdan geçemediği anlamına gelmiyor mu? Açıkçası öyle. Tüm dünyanın ordularının, bizim Rus ordumuzun da dahil olmak üzere, Alman askeri otoritelerine hayranlık duyduğu iyi bilinmektedir. Bu hak edilmemiş saygıya bir son vermenin zamanı gelmedi mi? Kesinlikle geldi. Öyleyse bu ancak eleştiri yoluyla, özellikle de bizim tarafımızdan, özellikle de Almanya’ya karşı zafer kazananlar tarafından yapılabilir.
Askeri alanda bir otorite olan Clausewitz’e gelince, o elbette artık güncelliğini yitirmiştir. Genel hatlarıyla Clausewitz, savaşta “imalat çağı”nın bir temsilcisiydi; oysa biz artık savaşın “makine çağı”ndayız. Kuşkusuz, savaşın makine çağı yeni askeri ideolojiler gerektirir. Dolayısıyla, bugün Clausewitz’in öğretilerini takip etmek gülünç olurdu. Tanınmış otoritelerin eskimiş teorilerini eleştirel bir analize tabi tutmadan ilerleme kaydedilemez ve bilim geliştirilemez. Bu durum sadece savaş teorisi alanındaki otoriteler için değil, Marksist klasikler için de geçerlidir. Engels bir keresinde 1812’deki Rus komutanlar hakkında, kayda değer tek ismin General Barclay de Tolley olduğunu söylemişti. Engels elbette yanılıyordu, zira Kutuzov çok daha büyük bir öneme sahipti. Yine de günümüzde Engels’in bu hatalı yargısını savunmaktan çekinmeyen insanlar bulunmaktadır.
Eleştirilerimizde, klasiklerin tekil sözlerine ve yargılarına göre hareket etmemeli, aksine Lenin’in iyi bilinen ilkesini rehber almalıyız:
“Marx’ın teorisini nihai ve dokunulmaz bir şey olarak görmüyoruz; aksine, bu teorinin, çağın gerisinde kalmak istemeyen sosyalistlerin her yönden geliştirmeleri gereken bilimin temellerini attığına inanıyoruz. Rus sosyalistlerinin Marksizm’e dair kendi yorumlarını bulmaları gerektiği görüşündeyiz; zira bu teori yalnızca genel ilkeler sunar ve bunların ayrıntılı uygulanışı İngiltere’de Fransa’dakinden, Fransa’da Almanya’dakinden, Almanya’da ise Rusya’dakinden farklıdır.” (Lenin, Bütün Eserler, Cilt 4. Moskova 1946. s. 191-192. Rusça Baskı.)
Savaş teorisinin temel ilkeleri söz konusu olduğunda, böyle bir tutum bizim için çok daha elzemdir.
3. Savaş ve savaş sanatı üzerine yazdığınız kısa tezinize gelince, yüzeysel niteliği nedeniyle kendimi genel yorumlarla sınırlamak zorundayım. Tez, aşırı derecede felsefe ve soyut ifadeler içeriyor. Clausewitz’den alıntılanan, savaşın grameri ve mantığından söz eden terminoloji kulağı tırmalıyor. Savaş teorisinin sınıfsal niteliğine ilişkin mesele ilkel bir şekilde ele alınmış. Stalin’e yönelik övgü dolu sözler de kulağı tırmalıyor; bunları okumak insanı rahatsız ediyor. Ayrıca, karşı taarruz (karşı saldırı ile karıştırılmamalıdır) ile ilgili bölüm eksik. Burada, başarılı ancak sonuçsuz kalan bir düşman taarruzunun ardından, savunmacıların güçlerini toplayarak karşı taarruza geçip düşmana kesin bir darbe indirerek onu yenilgiye uğratmalarından bahsediyorum. İyi örgütlenmiş bir karşı taarruzun, çok ilginç bir taarruz yöntemi olduğu kanısındayım. Bir tarihçi olarak bu konu ilginizi çekmeli. Eski Partlar, Roma Komutanı Crassus ve ordusunu ülkelerinin iç kesimlerine çekip karşı taarruza geçerek onu ve birliklerini yok ettiklerinde, bu tür bir karşı taarruz yöntemini zaten uygulamışlardı. Parlak komutanımız Kutuzov da iyi hazırlanmış bir karşı taarruzla Napolyon’u ve ordusunu yok ettiğinde bunu gerçekleştirmişti.
[1] Albay-Profesör Yevgeni Andreyeviç Razin (1898–1964): Sovyet askeri tarihçisi, akademisyen ve Kızıl Ordu tümgenerali. Frunze Askeri Akademisi Askeri Sanat Tarihi Kürsü Başkanlığı yapmış ve klasik kabul edilen üç ciltlik "Askeri Sanat Tarihi" (İstoriya Voyennogo Iskusstva) kitabını kaleme almıştır. Stalin’in 23 Şubat 1946'da Clausewitz teorisi ve Marksist askeri dogmalar üzerine ona yazdığı eleştirel yanıt metni, Sovyet askeri doktrininde tarihi bir dönüm noktası kabul edilir. (ç.n.)
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- Kıvılcımlı’nın Ölümünün 55. Yılında Tarih Tezi’nin Güncelliği Üzerine
- Genç, Yoksul ve Huzursuz: Şarşabuklu Çocuk Hasan - Zuhour Mahmoud (Çeviri)
- İşgalci ABD’nin Irak’tan Çekilmesi
- İtalyan-Türk Savaşı’nın Sonu - Vladimir İlyiç Lenin (Çeviri)
- Babülmendep’te Emperyalizm ve Direnişin Tarihi
- Doğanın İnsanlaşması: Pablo Neruda’nın Ölümünün 50. Yıl Dönümü - Jenny Farrell (Çeviri)
- Ensarullah’ın Kökleri ve İran’la İlişkisi
- Dünya Siyasetinde Patlayıcı Malzeme - Vladimir İlyiç Lenin (Çeviri)
- Ensarullah'ın Babülmendep Zaferi ve Bölgesel Yankıları
- Georg Lukacs ve Lev Tolstoy - Agnes Heller, Deng Fengming (Çeviri)
- Tımar'dan Düyûn-ı Umûmiyye'ye Osmanlı Maliyesi
- On İki Tavsiye - Ho Chi Minh (Çeviri)