beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Brezilya’nın Sandık Sınavı

Brezilya devlet başkanını seçmek üzere ikinci tur için bugün sandık başında. Yarışın görünen yüzeyinde “demokrasi” ile “düzen” kavgası varken, derinlerinde yoksulluk, güvenlik, borç ve egemenlik gerilimleri iç içe geçmiş durumda.

 

Lula ve Bolsonaro

 

Birinci turda Flávio Bolsonaro yüzde 47, Devlet Başkanı Lula yüzde 45 oy aldı. İkinci tura dair anketlere göre iki aday başa baş durumda.[1] İlk tur sonuçlarına göre Lula’nın tabanının çözüldüğü sonucu çıksa da dikkat çekici olan sandığa gitmeme oranının 1998’den bu yana en yüksek düzeye çıkması.[2] Bunun en büyük nedeni ise adayların yaşanan yoksulluğa ve güvensizliğe inandırıcı bir yanıt verememiş olması. Dolayısıyla bu kitleyi sandığa taşıyabilenin seçimi kazanma olasılığı oldukça yüksek.

 

Lula’nın son dönemde izlediği politikalar sosyal demokrat hükümetlerin tipik çıkmazını gösteriyor. Halkın desteğine rağmen sermaye çevreleriyle ve “geniş cephenin” ortaklarıyla uzlaşan Lula iktidarı, kalıcı bir yeniden dağıtım programı yerine sosyal yardımı ve bunun doğurduğu borcu tercih ediyor. Bu tercih ekonominin iyi gittiği bir dönemde yoksulları rahatlatıyor, fakat kriz dönemlerinde hem sermayenin hem de yoksulların öfkesini aynı anda üzerine topluyor. Seçim öncesinde art arda açıklanan yardım artışlarını ve vergi indirimlerini yoksulların “dolaylı oy satın alma” diyerek eleştirmesi bu çıkmazın yansıması. Diğer yandan aynı günlerde Meclis’in, altı gün çalışıp bir gün dinlenme düzenini (6x1) kaldıran anayasa değişikliğini onaylaması[3] ise emekçilerin kazanımlarının yalnızca Lula’nın iyi niyetinden değil, sokaktaki mücadeleden de geldiğini gösteriyor. Lula sermaye ile içinden geldiği emekçiler ve yoksullar arasında tercih yapmakta sürekli “zorlanıyor”.

 

Bolsonaro ise seçim politikasını “düzen, güvenlik, yolsuzlukla hesaplaşma” söylemleri üzerine kuruyor. Şiddet ve örgütlü suç en çok yoksul mahalleleri vurduğu için bu söylemler yalnızca orta sınıfa değil, emekçi kesimlere de sesleniyor. Fakat önerdiği çözümler, yani daha fazla cezaevi, suça sürüklenme yaşının düşürülmesi ve suç örgütlerinin terör örgütü ilan edilmesi[4], şiddetin toplumsal köklerine dokunmuyor, yoksul gençliği daha fazla cezalandırıyor. Yolsuzluk siyaset alanının her yanına nüfuz ettiği için bu söylem inandırıcılık taşımıyor. Herhangi bir yolsuzluk skandalı ortaya çıktığında hem iktidarın hem muhalefetin hem de yargının skandala bulaştığı görülüyor. Böylece “temizlik” vaadi gerçek yaşamda hiçbir anlam taşımıyor. Dolayısıyla Bolsonaro’nun söylemleri Brezilya halkının şimdilik gönlüne hitap etse de gelecek için pek iyi şeyler vaat etmiyor.

 

Emperyalizm ve Egemenlik

 

Seçimde önem taşıyan gündemlerden biri de egemenlik meselesi. Bolsonaro ailesi Washington’la yakın bir ilişki içinde ve Trump yönetimi Brezilya’nın iç siyasetiyle açıkça ilgileniyor. ABD’nin seçime müdahale ettiği yönündeki “iddialara” ilişkin olarak federal polis ve mahkemeler bugüne dek somut bir kanıt bulamadıklarını söylüyorlar.[5] Ama Latin Amerika’nın Washington için hâlâ bir “arka bahçe” olması ve bölgenin en büyük ekonomisinin ABD’nin çıkarları açısından hayati önem taşıması kanıt aramanın gereksiz olduğunu gösteriyor. Nitekim Lula’nın egemenlik söyleminin kitlelerde karşılık bulmasının nedeni de bu. Fakat bu söylemin sınırları da bulunuyor. Lula’nın “çok kutupluluğu” sermaye ve emperyalizmle çatışmaya değil, ABD ile Çin arasında pazarlık gücü kazanmaya dayanıyor. Emperyalizme karşı gerçek bir duruş, Brezilya sermayesinin emperyalizmle bağlarını sorgulamayı ve bu bağlara karşı mücadele etmeyi gerektirirken bunun işaretini ne Lula’da ne de Bolsonaro’nun oğlunda bulmak pek mümkün değil.

 

Yeni Bir Sınav

 

Bölgedeki tablo ise pek iç açıcı değil. Şili’den Peru’ya, Kolombiya’dan Bolivya’ya bir dizi ülkede iktidar “sol”dan sağa geçti. Fakat bunun nedeni, kitlelerin sağa kaymasından çok “solcu” iktidarların emekçilerden yana politikalar izlememesi. Halk kitleleri güvenlik, enflasyon ve yolsuzluk konusundaki vaatlerini yerine getirmeyen hükümetleri cezalandırıyor.[6] Dolayısıyla öncü partiye, örgütlü bir sınıf mücadelesine ve devrimci bir programa dayanmayan “pembe dalga” hükümetlerinin getirdiği “reformlar” seçimle geri alınıyor. Ve Brezilya da bu dersin en büyük sınavına bir kez daha giriyor.

 

Eğer Lula kazanırsa, sağın çoğunlukta olduğu bir Meclis’le ve sermayeyle uzlaşma baskısı altında çalışacak. Ama 6x1 gibi bir kazanımın sokak mücadelesiyle elde edilmiş olması, bu baskıya karşı mücadelenin nereden sürdürülmesi gerektiğini gösteriyor. Flávio kazanırsa sermayenin çıkarlarına dayanan bir güvenlik devleti gündeme gelecek ve bu da devrimciler, sendikalar ve yoksul mahalleler için çok daha sert bir dönem demek. İki durumda da çıkış Brezilya emekçilerinin örgütlü mücadelesini büyütmesinden geçiyor.

 

 

[1] https://www.riotimesonline.com/datafolha-poll-flavio-50-lula-50-runoff-2026/

[2] https://www.americasquarterly.org/article/reaction-flavio-bolsonaro-and-lula-advance-to-brazils-presidential-runoff/

[3] https://www.france24.com/en/live-news/20261016-brazil-s-left-rallies-as-lula-closes-gap-before-runoff

[4] https://www.cnn.com/2026/10/04/americas/brazil-president-elections-2026-latam-intl

[5] https://www.riotimesonline.com/brazil-pf-investigates-us-interference-elections-2026/

[6] https://themedialine.org/by-region/chile-colombia-and-peru-go-conservative-whats-next-for-latin-america/

 

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Bu yazı 80 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum