escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İslamabad'da Müzakere Molası

28 Şubat'ta soykırımcı Epstein Koalisyonu'nun (ABD ve İsrail) İran'a karşı başlattığı savaş, Pakistan'ın arabuluculuğuyla sağlanan geçici ateşkesle iki haftalığına “durdu”. 22 Nisan'da sona erecek ateşkes öncesinde taraflar, 11 Nisan'da İslamabad'da bir araya geldiler. İran heyetine Meclis Başkanı Kalibaf, ABD heyetine ABD Başkan Yardımcısı Vance başkanlık etmekte. İran, görüşmelerin başlayabilmesi için Lübnan'da ateşkes sağlanmasını ve dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını ön şart olarak belirlerken, ABD ise gündem maddesini nükleer silahla sınırlı tuttu.

 

Diğer şartlarla birlikte ateşkes de kâğıt üzerinde kalmış durumda. İsrail "Ebedi Karanlık" adını verdiği operasyonlarla Lübnan'da üç yüzü aşkın kişiyi katlederken, Hizbullah da misilleme olarak Hayfa ve Tel Aviv'e füze saldırılarında bulundu. Hürmüz üzerinde ABD'ye ait dört yüz milyon dolarlık MQ-4C Triton uçağı düşürüldü, İran boğazı kısa süreliğine yeniden kapattı. Müzakere heyetlerine yönelik suikast tehdidi de sürecin kilit isimlerinden Harrazi'nin İsrail’in saldırısı sonucunda 9 Nisan'da ölmesiyle gerçeğe dönüştü. Pakistan, İslamabad'da kırmızı alarm ilan edip on binden fazla güvenlik personeli konuşlandırdı. Kısacası herkes diken üstünde.

 

ABD Masaya Oturtuldu

 

Kırk günlük savaşta on üç binden fazla hedefi vurmasına, İran'ın hava savunmasını, füze depolarını ve nükleer altyapısının büyük bölümünü tahrip etmesine rağmen ABD’nin masaya oturması kendi iradesi dışında gerçekleşti. Yani ABD masaya oturtuldu ve ABD’yi masaya oturtan ise İran’ın teslim olmayarak direnmesi ve bölgedeki ABD üslerini sürekli saldırı altında tutması oldu.

 

İran’ın direnişinin yanı sıra Hürmüz’ü kapatması da ABD’nin masaya oturmasına neden oldu. Hürmüz'ün kapanması petrol fiyatlarını yukarı fırlatırken dünya ticaretinin kritik bir yolu tıkandı ve bu da küresel sermayenin ve hammaddenin dolaşımına ciddi bir zarar verdi. Şimdi Washington, sahada açamadığı bu tıkanıklığı müzakere masasında gidermeye çalışıyor.

 

Buna ek olarak, ABD'nin iç çelişkileri de müzakereyi dayatıyor. Savaş boyunca Raytheon gibi silah tekellerinin yeni üretim sözleşmeleri kapmasına karşın, savaşa karşı sokaklara dökülen kitleler savaşın meşruiyet zeminini daraltıyor. Hakeza Trump destekçisi MAGA kitlesi ile Cumhuriyetçi Kongre üyeleri de ikiye bölündüler. Bu nedenle ABD ve Trump için müzakere hem iç baskıyı yönetme hem de zaman kazanarak yeni bir baskı gücü oluşturma girişimi olarak görünüyor. Nitekim ABD'nin müzakere sürerken bölgeye güç sevk etmeyi sürdürmesi de bunu doğruluyor.

 

İran’ın “Zaferi”

 

Daha önce müzakereler sürerken defalarca saldırıya uğrayan İran’ın masaya oturmasının ardında “zaferini” kalıcı kazanımlara dönüştürme isteği yatıyor.

 

On üç bin hedefin vurulduğu bir savaştan sağ çıkıp müzakere masasında kendi on maddelik çerçevesini dayatabilmek bir “zafer” olsa da, ABD gibi emperyalist bir güç karşısında bu “zaferin” uzun süre kalıcı olması pek olası değil. Bu nedenle İran hem direnişinin meşruiyetini güçlendirmek hem de somut kazanımları zorlamak için masada.

 

Diğer yandan küresel petrol ticaretinin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nı elinde tutması, müttefikleri Husilerin yardımıyla Babülmendep Boğazı'nı da kapatabilecek olması ve Lübnan’da Hizbullah ile Irak’ta Haşdi Şabi’nin direniş gücü İran'ı masada güçlü kılıyor. Bununla birlikte yeni lider Mücteba Hamaney'in Direniş Cephesi'nin birliğini koruyacağını açıkça ilan etmesi İran’ın müzakerelerden çok sahadaki “zafere” odaklanmayı sürdüreceğini gösteriyor.

 

"Mola"

 

Müzakerelerin "kalıcı barıştan” çok savaşa verilmiş bir “mola” olduğuna işaret eden birden fazla neden var.

 

Birincisi, nükleer dosya, füze kapasitesi, yaptırımlar, Hürmüz'ün yönetimi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'ın direniş eksenine verdiği destek gibi birbiriyle iç içe geçmiş ve onlarca yıllık birikimin ürünü olan meselelerin hiçbirinin değil iki haftada, aylarca uğraşılsa da çözülemeyecek olması.

 

İkincisi, soykırımcı işgalci İsrail'in saldırıları. İlan edilen her ateşkesi saldırılarıyla ihlal eden İsrail, bu sefer de Beyrut’u bombalayarak müzakere sürecini fiilen sabote etti. Bu durum, Epstein Koalisyonu'nun tutarlı ve birleşik bir aktör olarak davranamadığını gösteriyor. Netanyahu'nun her müzakere evresini işlevsiz kılabilmesi, ABD-İsrail ilişkisinde küçük ortağın büyüğünü sıklıkla peşinde sürükleyebileceğini ortaya koyuyor.

 

Üçüncüsü ve en belirleyici olanı ABD emperyalizminin müzakereyi savaşın alternatifi olarak değil, farklı araçlarla sürdürülen bir baskı biçimi olarak kullanması. ABD emperyalizminin enerji kaynaklarını, ticaret yollarını ve bölgedeki güç dengelerini belirlemede tek karar verici olma ısrarı, savaş ateşinin Orta Doğu’dan bütün dünyaya yayılacağını açıkça gösteriyor.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı 77 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum