-
Göksal Caner Malatya
Tarih: 12-10-2026 08:45:00
Güncelleme: 12-10-2026 08:45:00
Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 11 Ekim 1971’de Belgrad’da hayatını kaybetti. Ömrünün yirmi iki yıldan fazlasını cezaevlerinde geçiren Kıvılcımlı, her yıl bu tarihte anılıyor. Fakat bu anmalar düşüncesini ve mücadelesini anlamaktan çok, ismini hatırlamak ve hatırlatmakla sınırlı kalıyor. Örneğin ortaya koyduğu Tarih Tezi, kendi deyişiyle “susuş kumkuması” ile karşılandı ve sosyalist hareket içinde hâlâ da dikkate değer görülmüyor. Bu yazıda ölümünün yıl dönümü vesilesiyle Kıvılcımlı’nın kavramsal çerçevesinin bugünün dünyasını anlamak için hangi araçları sunduğunu kısaca ele almaya çalışacağız.
Çok Yönlü Belirlenim
Kıvılcımlı’ya göre tarih çok yönlü ve çelişkili bir bütündür ve temelinde üretim yatar. İnsanın kendi dışında, isteğinin ve iradesinin üstünde etki yapan bir çevresi vardır ve bu çevre insan doğmadan önce de vardır.[1] Kıvılcımlı, bu çevreyi oluşturan üretici güçleri dörde ayırır: İnsan (kolektif aksiyon), tarih (gelenek-görenek), teknik ve coğrafya. İnsan ve tarihi “manevi”, coğrafya ve tekniği “maddi” güçler olarak tanımlayan Kıvılcımlı’ya göre toplumların bu güçlerin farklı bileşimlerine sahip olması da farklı toplum biçimlerinin doğmasına yol açar.[2] Bu tasnif, klasik Marksist üretici güç tanımından bir ayrılma olarak okunabilir. Ancak Kıvılcımlı bu ayrımı, soyut görünen olguların altındaki somut gerçekliği kavramak için yaptığını, yani Marksizm’den kopmak değil, onu derinleştirmek istediğini belirtir.[3]
Bu çerçevenin yöntemsel sonucu, tek bir etkene indirgeyen açıklamalara mesafe koymasıdır. Kıvılcımlı’ya göre Modern Tarih’te teknik üretici güç öne çıkarak belirleyici olur, Antika Tarih’te ise coğrafya, insan ve tarih belirleyicidir.[4] Bu nedenle toplumsal olguları ne yalnızca teknik üstünlüğe, ne yalnızca inançsal ve kültürel farklara, ne de tek tek aktörlerin iradesine bakarak açıklayabiliriz. Gelenek-göreneğin, coğrafyanın, tekniğin ve insanın örgütlü eyleminin (kolektif aksiyon) birlikte düşünülmesi gerekir. Günümüzün çatışma ve kriz hâllerine dair açıklamaların sık sık tek bir etkene yaslanması, bu çerçevenin hâlâ güncel ve gerekli olduğunu göstermektedir.
Bezirgânlık, Dolaşım ve Coğrafya
Kıvılcımlı’ya göre medeniyet, bezirgân sınıf ile Yazı-Para-Devlet üçüzünün birlikte var olduğu yerde başlar.[5] Kentler büyüdükçe medeniler ile barbarlar birbirine sızar ve bezirgân ekonomiden doğan zenginliği elinde toplayan egemenler, içteki sınıf zıtlıklarına karşı korunmak için dışarıdan barbarları kente getirirler. Egemenler aynı zamanda savaşı kışkırtarak barbarların üzerinde bulundukları madenlere ve ticaret yollarına hâkim olmaya çalışırlar.[6] Kıvılcımlı’ya göre Atina, Roma ve Mekke, stratejik bezirgân yolları üzerindeki en elverişli “barbar ortamları”nda doğmuştur.[7]
Buradaki temel fikir, siyasal gücün yoğunlaşmasında üretimin ve dolaşımın hangi hatlar üzerinden örgütlendiğinin belirleyici olduğudur. Bu fikir, iktidar mücadelelerini yalnızca devletlerin beyan ettikleri hedefler ya da ideolojik söylemler üzerinden değil, kaynakların, geçiş noktalarının ve ticaret yollarının denetimi üzerinden de okumaya olanak tanır. Kıvılcımlı’nın incelediği çağlarla bugün arasındaki teknik fark büyüktür ve bu nedenle fikri doğrudan aktarmaktan ziyade, güncel durumlara yöneltilebilecek bir soru olarak ele almak daha doğrudur: Dolaşımın denetimi, siyasal gücün dağılımını nasıl biçimlendirmektedir?
Devlet Sınıfları ve Tefeci-Bezirgân Sermaye
Kıvılcımlı’nın Türkiye için geliştirdiği en özgün kavramlardan biri, devlet sınıfları ile tefeci-bezirgân sermayenin kaynaşmasıdır. Ona göre devlet ile bezirgânlar, Sümerlerden bu yana toplumun artı-ürününden pay almada ortaklaşmıştır. Ancak bu ortaklık hiçbir zaman “güllük gülistanlık” olmamış, taraflar arasında paylaşım savaşımı sürekli yaşanmıştır.[8] Osmanlı’da Kesim Düzeni ile birlikte İlmiye, Seyfiye, Mülkiye ve Kalemiye sınıfları kesimcilerle iç içe geçmiş, güçlenen tefeci-bezirgânlar “ayanlaşırken” iktidar mücadeleleri de keskinleşmiştir. Buna rağmen yönetici kadro olma işlevi devlet sınıflarında kalmıştır.[9]
Bu süreklilik tezi “cumhuriyet” için de geçerlidir. Kıvılcımlı, 1923’te kurulan cumhuriyeti Fransa’daki Restorasyon’a benzetir ve “Padişah’ın yerine Paşa geçmiştir” diyerek toplumun egemen yapısının ve politikasının aynı kaldığını ifade eder.[10] Ona göre tefeci-bezirgân sermaye, modern sermayenin önünde bir engeldir ve antika medeniyetlerde kapitalizmin gelişimini imkânsızlaştırır ve Osmanlı toprak ilişkilerinin kalıcı özellikleri de buradan doğar.[11] Ayşe Buğra ile Özgür Öztürk’ün yaptığı çalışmalar, girişimci sınıfın siyasal güç odaklarıyla ilişkisi içinde şekillendiğini ve ticari-spekülatif birikimin sanayileşmenin önüne geçtiğini göstererek bu tespitleri farklı bir yoldan destekler.[12]
Bu çerçevenin kuramsal değeri, birikimin üretimi geliştirme yoluyla değil devletin imkânlarına dayanarak sürdüğü durumlarda sermaye ile devlet arasındaki ilişkiyi çözümlemek için bir araç sunmasıdır. Kıvılcımlı’nın çözümlemesi Türkiye’nin özgünlüğüne yönelse de benzer ilişki biçimlerinin başka toplumlarda hangi ölçüde bulunduğu, ayrı ve karşılaştırmalı bir çalışmanın konusudur.
Tarihsel Devrimler ve Sosyal Devrimler
Kıvılcımlı’ya göre Antika Tarih’te sınıflar arası savaşlar bir sınıfın diğerini devirdiği sosyal devrime yol açamazdı, çünkü medeniyet içindeki ezilen sınıf coğrafya, gelenek-görenek ve kolektif aksiyon gücü bakımından yeterince donanımlı değildi. Barbarlar teknik açıdan geri olsalar da kolektif aksiyon güçleri sayesinde medenileri yenmiş ve “Tarihsel Devrimler”i gerçekleştirmiştir. Kapitalizmle birlikte bu tablo değişmektedir. Kapitalist düzen içindeki sınıf zıtlıkları medeniyet çökmeden sosyal devrimlerle çözülebilmektedir, çünkü modern sınıflar devrimci örgütlenme ve sınıf bilinci kazanabilmektedir. Dolayısıyla Tarihsel Devrimler dönemi kapanmış, Sosyal Devrimler çağı başlamıştır.[13]
Bu tez, toplumsal dönüşümün kaynağı sorusuna bir yanıt getirmektedir. Modern çağda dönüşüm, dışarıdan gelen bir güçten ya da üstten bir “kurtarıcı”dan değil, toplumun kendi sınıflarının örgütlü eyleminden doğabilir. Kolektif aksiyon kavramı ayrıca bir toplumun direnç ve dönüşüm kapasitesini yalnızca teknik donanımla ölçmenin yetersiz olduğunu hatırlatır.
Din ve İdeolojiye Maddeci Yaklaşım
Kıvılcımlı, Türkiye’de İslam’ı sistematik ve maddeci biçimde ele alan nadir sosyalistlerden biri olmanın yanı sıra “dini siyasete alet etmek” suçlamasıyla yargılanan ilk sosyalisttir.[14] İslam’ı Yukarı Barbarlık Konağı’ndaki Arap toplumunun medeniyete geçişinin ideolojisi olarak okur ve bu nedenle İslam’ın sınıflı toplumun değerleriyle birlikte komünal değerleri de barındırdığını ileri sürer.[15] Bu yaklaşım, dini olguları “afyon” diye geçiştiren görüşten de, onları toplumsal gerçekliğin tek belirleyicisi sayan görüşten de ayrılır. Bu nedenle din ve gelenek, üretim biçimi ve sınıf hareketleriyle ilişkileri içinde değerlendirilmesi gereken toplumsal öğelerdir. Bu bakışın güncel değeri, kimlik ve inanç farklarına dayanan açıklamaların altındaki maddi ilişkileri sorgulamaya elverişli olmasıdır.
Bir Yöntem Olarak Kıvılcımlı
Kıvılcımlı’nın katkısı, kapalı ve kusursuz bir doktrin değil; üretimi, dolaşımı, sınıfları, geleneği ve örgütlenmeyi birlikte düşünmeyi öneren bir yöntemdir. Kıvılcımlı’nın, Marx ve Engels’in Antika Tarih’e yeterince eğilemediğini belirterek bu alanı kendisinin incelediğini söylemesi, Marksizm içinden bir tamamlama girişimidir. Keza Hobsbawm Marx ve Engels’in ilkel toplumlara dair bilgilerinin dönemin koşulları gereği taslaksal olduğunu yazmaktadır.[16] Kıvılcımlı’nın, Marx’ın basit ve geniş yeniden üretim kavramlarından hareketle Antika ve Modern Tarih’i ayırması da Marksizm içinden bir dönemlendirme önerisidir.[17]
Elbette Kıvılcımlı’nın yönteminin sınırları da vardır. Tarih Tezi’nin bazı iddiaları tartışmalıdır ve eleştirel bir okuma gerektirir. Bu nedenle Kıvılcımlı’yı anmanın anlamlı yolu, onu bir “aziz” olarak kutsamak değil; okumak, tartışmak ve gerektiğinde eleştirerek aşmaktır. Bugünün dünyasını anlamak için bu teori ve pratik geleneğini somut verilerle birlikte yeniden düşünmek ve eyleme taşımak gerekmektedir.
[1] Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2014, s. 89-90.
[2] Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, s. 17-20; Hikmet Kıvılcımlı, Allah-Kitap-Peygamber, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2011, s. 189.
[3] Kıvılcımlı, İslam ve Marksizm – 1, El Yazmaları, 9 Ocak 2020, https://elyazmalari.com/2020/01/09/kivilcimli-islam-ve-marksizm-1/
[4] Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, s. 25-26.
[5] Hikmet Kıvılcımlı, İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Son Geçiş Japonya, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2011, s. 37; Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Yazıları, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2011, s. 145, 155; Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, s. 147.
[6] Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Yazıları, s. 22-24.
[7] Hikmet Kıvılcımlı ve Osmanlı Devlet Sınıfları, El Yazmaları, 17 Ekim 2019.
[8] Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2007; ayrıca bkz. Kıvılcımlı, Devlet ve Türkiye Kapitalizmi Üzerine, El Yazmaları, 14 Ekim 2019, https://elyazmalari.com/2019/10/14/kivilcimli-turk-devlt-ve-turkye-kapitalizmi-uzerine/
[9] Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Maddesi, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2008; ayrıca bkz. Hikmet Kıvılcımlı ve Osmanlı Devlet Sınıfları, El Yazmaları, 17 Ekim 2019.
[10] Hikmet Kıvılcımlı, Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2011.
[11]Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi.
[12]Ayşe Buğra, Devlet ve İşadamları, İstanbul: İletişim Yayınları; Özgür Öztürk, Türkiye’de Büyük Sermaye Grupları, SAV Yayınları.
[13] Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Yazıları, s. 47, 52-53; Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, s. 25-26; ayrıca bkz. Hikmet Kıvılcımlı ve Osmanlı Devlet Sınıfları, El Yazmaları, 17 Ekim 2019.
[14] Cenk Ağcabay, Dr. Hikmet Savaşçı Bir Hayat 1902-1971, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2015, s. 243.
[15] Hikmet Kıvılcımlı, Allah-Kitap-Peygamber; ayrıca bkz. Kıvılcımlı, İslam ve Marksizm – 1, El Yazmaları, 9 Ocak 2020, https://elyazmalari.com/2020/01/09/kivilcimli-islam-ve-marksizm-1/
[16] Hikmet Kıvılcımlı, Toplum Biçimlerinin Gelişimi, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2011, s. 11; Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm, s. 43-44; E. Hobsbawm, “Önsöz”, F. Engels ve K. Marks, 2009, s. 20, 24.
[17] Hikmet Kıvılcımlı, Üretim Nedir?, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınları, 2015, s. 25.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- Genç, Yoksul ve Huzursuz: Şarşabuklu Çocuk Hasan - Zuhour Mahmoud (Çeviri)
- İşgalci ABD’nin Irak’tan Çekilmesi
- İtalyan-Türk Savaşı’nın Sonu - Vladimir İlyiç Lenin (Çeviri)
- Babülmendep’te Emperyalizm ve Direnişin Tarihi
- Doğanın İnsanlaşması: Pablo Neruda’nın Ölümünün 50. Yıl Dönümü - Jenny Farrell (Çeviri)
- Ensarullah’ın Kökleri ve İran’la İlişkisi
- Dünya Siyasetinde Patlayıcı Malzeme - Vladimir İlyiç Lenin (Çeviri)
- Ensarullah'ın Babülmendep Zaferi ve Bölgesel Yankıları
- Georg Lukacs ve Lev Tolstoy - Agnes Heller, Deng Fengming (Çeviri)
- Tımar'dan Düyûn-ı Umûmiyye'ye Osmanlı Maliyesi
- On İki Tavsiye - Ho Chi Minh (Çeviri)
- Rusya Avrupa’ya Saldırır mı?