-
Göksal Caner Malatya
Tarih: 25-05-2026 18:38:00
Güncelleme: 25-05-2026 18:38:00
Soykırımcı Epstein Koalisyonu'nun (ABD ve İsrail) 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı savaş, üçüncü ayını tamamlarken küresel güç dengelerini derinden sarstı. Bu hafta Pekin'in önce Trump, ardından da Putin’i ağırlaması, dengelerin nereye evrildiğini çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Her iki ziyaret de farklı öncelikler, farklı beklentiler ve farklı hesaplar taşısa da Çin'in ağırlığının artık inkâr edilemez bir gerçek olduğunu ortaya koydu. Pekin hem rakibiyle masaya oturdu hem de stratejik ortağıyla ittifakını pekiştirdi ve bütün bunları İran cephesindeki yangının giderek daha karmaşık bir hal aldığı bir hafta içerisinde gerçekleştirdi.
Trump Pekin'de
13-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleşen Trump'ın Pekin ziyareti, 2017'den bu yana bir ABD başkanının Çin'e yaptığı ilk resmi ziyaret oldu.[1] Sekiz buçuk yıllık aranın ardından yeniden Tiananmen Meydanı'nda devlet töreniyle karşılanan Trump, yanında Boeing, Citigroup ve Qualcomm gibi dev Amerikan şirketlerinin CEO'larını getirdi. Bu tercihle Washington, büyük güç rekabetini bir kenara bırakıp ticari uzlaşmayı önceliklendirmeye hazır olduğunu gösterdi.
Çin’in lideri Şi Cinping ise 14 Mayıs'taki görüşmeye başlarken dünyanın "yüzyılda görülmeyen değişimler" içinde olduğuna dikkat çekti ve "Çin ve ABD, Tukidides Tuzağı'ndan büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma yaratabilir mi?"[2] sorusunu sordu. Yükselen bir gücün mevcut küresel hegemonyayı tehdit etmeye başladığında savaş riskinin dramatik biçimde artması anlamına gelen “Tukidides Tuzağı” kavramını kullanan Şi’nin de amacının tehditten öte rekabetin belirli sınırlar içinde tutulduğu istikrar ilişkisi olduğu görüldü.
Görüşmelerin en kritik noktası beklendiği gibi Tayvan meselesiydi. Şi, ABD-Çin ilişkilerinin Tayvan meselesi "iyi yönetilirse büyük bir istikrara kavuşacağını" ama aksi halde "çatışma ve hatta savaş riskiyle" karşılaşılabileceğini açıkça vurguladı.[3] Bu uyarının arka planını Aralık 2025'te ABD'nin Tayvan'a açıkladığı 10 milyar dolarlık silah satışı kararı oluşturuyordu, ki söz konusu teslimatlar henüz gerçekleşmedi.
Fakat asıl çarpıcı olan Trump'ın pozisyonuydu. ABD'nin yerleşik "Tek Çin Politikası"ndan sapan Trump, Tayvan için savaşa girmeye sıcak bakmadığını açıkça ifade etti. Tayvan'ın coğrafi olarak çok uzak olmakla birlikte ABD'nin çip endüstrisini çaldığını ileri süren Trump, Tayvan'a verilen güvenlik güvencelerinin içini fiilen boşalttı. Çin tarafı ise yapay zeka, enerji ve özellikle nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyetini ABD'ye karşı açık bir stratejik koz olarak masaya getirdi. Böylece ortaya çıkan denklemde Trump, Tayvan'a yapılacak silah teslimatlarını ötelemek karşılığında Çin'den tarım ürünleri ve enerji alanında yeni satın alma anlaşmaları aldı.
Trump'ın Çin'den beklentisi yalnızca ticaret alanında değildi. Washington, Pekin'in İran ekonomisinin can damarı olduğunu bilerek Çin'i İran üzerinde baskı kurmaya davet etti. Ancak eski CIA Direktörü ve Savunma Bakanı Leon Panetta'nın da ortaya koyduğu gibi, İran Hürmüz Boğazı kartıyla adeta "ABD'nin başına silah dayamış" durumdayken Çin bu teklifi reddetti.[4] İstikrarı bozan taraf olarak ABD ve İsrail'i gören Çin, bölgede ABD tarafında konum almayacağını zımni biçimde ortaya koydu.
Tüm bu gerilimlere rağmen zirve, belirli bir çerçeveyle kapandı. İki lider, Trump iktidarının kalan üç yılında ABD-Çin ilişkilerini çatışmasız sürdürmeyi kararlaştırdı.[5] Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin tanımıyla bu yeni çerçeve, "işbirliğinin temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde yürütüldüğü, cepheleşme ve çatışma yerine barışa odaklanan bir istikrar ilişkisini" ifade ediyordu. Beyaz Saray açıklamasında ise İran konusunda da "belirli alanlarda ilerleme kaydedildiği" belirtildi. Washington’a göre Pekin en azından Tahran'ın nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması gerektiği konusunda kendileriyle aynı fikirdeydi.
Ancak Trump heyetinin Çin'de sergilediği diplomatik saygısızlık da dikkat çekiciydi. Heyetin üyeleri Çinli yetkililerin sunduğu hediyeleri çöpe attılar. Bu küçük “jest”, iki ülke arasındaki derin güvensizliğin sembolik bir yansımasıydı. Ve aynı zamanda ABD emperyalizminin hegemonyasının çöküşü bağlamında bu ziyaret, Washington’nun artan kırılganlıklarını yönetme çabasından başka bir şey değildi.
Putin Pekin'de
Trump'ın ziyaretinin üzerinden yalnızca altı gün geçmişti ki 20 Mayıs'ta Putin, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile kapsamlı görüşmelere oturdu. Ancak bu kez atmosfer bambaşkaydı. Trump'la yapılan zirvede görülen temkinli uzlaşı havası yerini açık bir stratejik dayanışmaya bırakmıştı. Trump heyetinin hediyeleri çöpe attığı kentte Putin, büyük bir itibar ve saygıyla ağırlandı.
Bu “yakınlık” tarihsel açıdan oldukça önemli. “Soğuk Savaş” döneminde Nixon ve Kissinger yönetimi, Çin ile Sovyetler Birliği arasındaki derin krizleri fırsata çevirerek "Pingpong diplomasisi" eşliğinde Çin'i Sovyetlerden koparmayı başarmıştı. Bugün ise ABD stratejisi tam tersi bir etki yaratıyor. Washington’un Çin'i birincil düşman olarak konumlandırma ve Ukrayna Savaşı'nın ardından Rusya'ya uygulanan ağır yaptırımlarla Moskova'ya bütün Batı’nın kapılarını kapama politikası, iki büyük gücü birbirine karşı karşıya getirmek yerine kucaklaştırdı.[6] ABD, kendi eliyle Kissinger’in “başarısını” tersine çevirdi.
Bu kucaklaşmanın rakamsal boyutu da son derece büyük. Putin'in ziyaretiyle eş zamanlı olarak Harbin'de düzenlenen Çin-Rusya İki Taraflı Ticaret ve Yatırım Fuarı'nda ortaya çıkan tablo, yaptırım politikasının fiilen işlevsizleştiğini gözler önüne serdi. Batılı şirketlerin Rusya pazarından çekilmesiyle Çinli üreticiler bu boşluğu doldurmakta gecikmedi. İki ülke arasında son 25 yılda otuz kattan fazla artış kaydeden ticaret hacmi, 2025 yılı itibarıyla 240 milyar dolara ulaştı.[7] Daha da çarpıcı olan finansal tabloda ise iki ülke arasındaki ticari ödemelerin yüzde 99’u artık dolar ya da euro yerine ruble ve yuan ile gerçekleşiyor.
Bu finansal dönüşüm yalnızca ikili ticaretle sınırlı değil. Rusya, yuan cinsinden yeni devlet tahvilleri ihraç etme kararı alırken, Batı'nın SWIFT yaptırımlarına yanıt olarak geliştirilen Çin'in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) rekor işlem hacmine ulaştı. İran savaşı sürecinde petrol ticaretinde yuan kullanımının katlanarak artması da bu tabloya eklendiğinde, dolar hegemonyasındaki kalıcı bir çatlağın belirginleştiği ortaya çıkıyor.
Öte yandan İki ülkenin ilişkisindeki asimetriye de dikkat etmek gerekiyor. Rusya'nın toplam ticaretinin yüzde 40’ı Çin ile yapılırken, Çin'in ticaretinde Rusya'nın payı yalnızca yüzde 4,5 civarında. Üstelik Çin'in ABD ile olan ticaret hacmi Rusya ile olanın iki katı. Bu nedenle Pekin, Washington ile köprüleri tamamen yakmamaya özen gösteriyor. Bununla birlikte enerji cephesinde bu ilişki Çin açısından giderek daha kritik bir önem kazanıyor. Çin petrol ithalatının büyük kısmını ABD kontrolü altındaki deniz rotalarından (Malakka ve Hürmüz boğazları) gerçekleştiriyor. Rusya'dan karayolu ve boru hattı üzerinden gelecek enerji, olası bir deniz ablukasına karşı Pekin için stratejik bir güvence oluşturuyor. "Sibirya'nın Gücü 2" boru hattı projesi bu çerçevede değerlendirildiğinde salt ekonomik değil, jeopolitik bir anlam taşıyor. Ayrıca görüşmelerde yirmi civarında stratejik anlaşma imzalandı ve enerji, ticaret, sanayi, yüksek teknoloji ve küresel düzenin geleceği ele alındı.[8]
Diğer yandan Çin ile Rusya arasındaki ilişkinin geleneksel bir askeri ittifakı barındırmadığı da bir gerçek. Çin ve Rusya, ortak savunma taahhüdüne girmemekle birlikte birbirlerinin çatışmalarına doğrudan taraf olmuyorlar. Ancak her iki lider de uluslararası sistemdeki tek taraflılığa, ABD hegemonyasına ve dayatmalarına karşı çıkarak çok kutuplu bir dünya düzeni savunusunda birleşiyor. Bu da Çin ile Rusya’nın klasik anlamda bir ittifak değil, "eş güdümlü stratejik ortaklık" ya da başka bir deyişle ittifaksızlık temelinde örülen stratejik bir dayanışma içinde olduğunu gösteriyor.
İran Ateşi
Bu iki zirve gerçekleşirken İran cephesindeki tablo da yeni ve karmaşık bir görünüm kazandı. Özellikle Beyaz Saray içinde İran politikası konusunda derin bir kırılma yaşanıyor. Savunma ve Dışişleri Bakanları İran'a karşı askeri baskı yapılmasında ısrar ederken, Başkan Yardımcısı Vance ve müzakere ekibi ön anlaşma yoluyla diplomasiye bir şans verilmesini savunuyor. Gergin bir Beyaz Saray toplantısının ardından Trump, 19 Mayıs için planlanan saldırıyı erteledi. Bu ertelemenin perde arkasında yalnızca iç baskılar değil, Katar, Suudi Arabistan ve BAE'nin olası bir savaşta İran'ın enerji tesislerine saldırmasından duydukları büyük korku da yer alıyor.[9]
Bunlarla birlikte Trump ile Netanyahu arasında ciddi bir kriz patlak verdi. Netanyahu savaşın hemen yeniden başlaması için baskı uygularken, Trump müzakerelere 30 gün daha süre vermek istiyor. İkili arasındaki bir telefon görüşmesinin son derece gergin geçtiği de aktarılıyor.[10]
Amerikan basınında art arda çıkan haberler ise savaşın ABD cephesindeki bedelini gözler önüne seriyor. Mühimmat stokları ciddi ölçüde eridi, askeri yıpranma arttı, kamuoyu desteği yüzde 37 gibi çok düşük bir seviyeye geriledi.[11] Öte yandan İran'ın askeri kapasitesi beklenenden çok daha hızlı toparlanıyor. Altı haftalık ateşkes sürecinde İHA üretimini yeniden başlatan İran, vurulan füze sahalarını ve fırlatma rampalarını yıllar içinde değil muhtemelen birkaç ay içinde eski haline getirebilecek durumda.[12]
Müzakere cephesinde ise taraflar birbirine zıt pozisyonlardan ayrılmıyor. İran, nükleer dosyanın masaya yatırılabilmesi için beş ön koşul öne sürüyor: Tüm cephelerde savaşın bitmesi, yaptırımların tamamen kalkması, dondurulmuş varlıkların tamamının iadesi, savaş tazminatının ödenmesi ve İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin resmen tanınması. ABD'nin teklifiyse tam tersi: Tazminat yok, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun büyük bölümünün teslimi, yalnızca tek nükleer tesisin açık kalması, dondurulmuş varlıkların yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması ve ateşkesin müzakerelere bağlanması.[13] Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen on dört maddelik revize teklif üzerindeki trafik sürse de iki tarafın da pozisyonlarından geri adım atmadığı görülüyor. Uranyum konusunda Putin'in bir ara formül olarak ileri sürdüğü, İran'ın uranyumunu Rusya'da depolayabileceği önerisi ise henüz somut bir zemin bulabilmiş değil.
İran bu süreçte yalnızca savunma konumunda değil, yeni stratejik kozlar da üretiyor. Hürmüz Boğazı'ndaki operasyonel alanını 500 kilometrelik devasa bir "hilal" şeklinde genişlettiğini açıklayan Tahran, boğaz geçişlerini kontrol etmek için de somut adımlar atıyor. Yalnızca kendisiyle işbirliği yapan gemilerin ücret karşılığında geçiş yapabileceği, "Güvenli Hürmüz" adıyla kripto para ödemelere dayanan dijital bir sigorta platformu kurmaya hazırlanan İran, bu projeden yıllık on milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyor.[14] Buna karşılık ABD'nin açıkladığı, donanma refakatine dayanan kırk milyar dolarlık alternatif sigorta planı, gemilere yönelik fiziki tehditler engellenemediği için çöküntüye uğramış ve prim oranları muazzam seviyelere sıçramış durumda.
İran'ın elindeki bir diğer koz ise çok daha az konuşulan ama potansiyel olarak son derece yıkıcı bir alan: Kara sularından geçen ve Google ile Meta gibi teknoloji devlerinin altyapısını oluşturan denizaltı internet kabloları. İran, bu hatlar üzerinden lisans ücreti talep etmeyi planlarken, olası bir savaşta söz konusu kabloların hedef alınması durumunda küresel çapta dijital bir felaketin yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
Körfez'de Bölünme
Savaşın bölgesel durumuna bakıldığında Körfez ülkelerinin birbirinden keskin biçimde ayrışan politikalar izlediği görülüyor. Suudi Arabistan, başlangıçta İran'a karşı savaşı destekleyip saldırılara katılsa da, İran'ın Körfez'deki enerji tesislerini vurma tehdidi ve Yemen'den gelebilecek saldırı riskinin büyüklüğünü hesapladıktan sonra geri adım attı. Hava sahasını ve topraklarındaki üsleri kullandırmayı reddeden Suudi Arabistan, Washington'ın bölgedeki en eski müttefiklerinden birinin artık "hayır" diyebildiğini gözler önüne serdi. 2019 Aramco saldırısından bu yana ABD koruma kalkanına olan güvenini yitiren Riyad, alternatif arayışa girerek Pakistan ile ortak bir savunma anlaşması imzaladı ve Pakistan bölgeye asker, savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırdı.
Birleşik Arap Emirlikleri ise çok daha farklı bir rota izliyor. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun savaşın ortasında gizlice BAE'nin Elayin kentine giderek Şeyh Muhammed bin Zayed ile görüştüğü ortaya çıktı.[15] İran sınırına yalnızca iki yüz elli kilometre uzaklıktaki bu kentte gerçekleştiği belirtilen ziyareti BAE yönetimi yalanlasa da Mossad ve Şin Bet başkanlarının BAE'ye defalarca gizli ziyaretler yaptığı, İsrail'in BAE'ye Demir Kubbe bataryaları ve radar sistemleri konuşlandırdığı gün yüzüne çıktı. Ayrıca iddialara göre ABD, BAE'den Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a ait petrol rafinerisi bulunan Lavan Adası'nı ele geçirmesini talep etti.[16] İsrail, bu ilişkileri ifşa ederek Körfez ülkelerini İran'a karşı savaşa daha fazla çekmeyi hedefliyor.
Savaşın bir diğer cephesi Lübnan’da ise İsrail’in saldırıları sürüyor. Nisan'da duyurulan ateşkese rağmen İsrail, Lübnan'ın güneyinde sağlık çalışanlarını ve sivilleri de kapsayan ağır hava saldırılarında bulunuyor. Karadaki tablo ise İsrail ordusu için beklentilerin çok dışına çıktı. Hizbullah, "birleşik ateş tuzağı" adını verdiği çok katmanlı bir strateji uyguluyor. Hizbullah güçleri bir hedefi vurduktan sonra hemen bölgeye gelen kurtarma ve destek ekiplerini de vurarak İsrail'in lojistik altyapısını felç ediyor. Bu yöntemle İsrail'in Demir Kubbe bataryalarından biri de vuruldu. İsrail güçlerinin sınırın sekiz ila on kilometre içinde fiilen sıkıştığı ve geri çekilmeyi siyasi olarak kendi içlerinde bir yenilgi saydıkları için çıkmaza girdikleri belirtiliyor. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, İsrail saldırıları durup işgal sona ermeden doğrudan müzakereye girmeyeceklerini ve silah bırakmayı tartışmayacaklarını ilan etti.[17]
Savaşın görünmeyen boyutlarından biri de Irak'ta kendini gösterdi. İsrail'in Irak'ın batı çölünde İran'a yönelik operasyonları desteklemek için iki gizli askeri üs kurduğu ortaya çıktı. Bu üsler tesadüfen alanı gören bir çobanın askeri komutanlığa haber vermesiyle ifşa oldu. Söz konusu çobanın bunun ardından helikopterden açılan ateşle öldürüldüğü aktarılıyor. İsrail uçaklarının İran'ı vururken Irak hava savunma sistemleri ve radarlarının kasten kapatıldığı bilgisi, Irak'ın kâğıt üzerindeki egemenliğinin fiiliyattaki içeriğini gözler önüne seriyor. Bu gelişme Irak kamuoyunda ve siyasetinde ABD'ye ve hükümete karşı büyük bir öfkenin kaynağı haline gelmiş durumda.
Yeni Düzen
Trump ve Putin’in aynı hafta Pekin'e gitmesi, küresel güç dengelerinin önemli biçimde dönüştüğünün bir ilanı oldu. Washington’un yıllardır uygulamaya çalıştığı Çin'i çevreleme stratejisine rağmen bugün ABD başkanı Tiananmen’de devlet töreniyle karşılanıyor. Rusya ise Batı'nın kapattığı tüm kapıların ardından stratejik ortağıyla yirmi anlaşma imzalıyor. Nixon'ın Çin'i Sovyetlerden kopardığı strateji ise tam tersine işliyor. ABD, Ukrayna Savaşı üzerinden Rusya'yı ve ticaret savaşıyla Çin'i aynı anda karşısına alarak bu iki gücü kendi eliyle birleştiriyor. 240 milyar dolarlık ticaret hacmi ve ödemelerin yüzde 99’unun yerel para birimleriyle yapılması, Batı'nın yaptırım silahının köreldiğini ve dolarsızlaşmanın artık bir slogan değil somut bir gerçek olduğunu belgeliyor.
İran cephesinde ise tablo çok daha sancılı. Mühimmat stoku eriyen, kamuoyu desteği yüzde 37’ye gerileyen, Körfez'deki eski müttefiklerinin "hayır" diyebildiği bir ABD, askeri kapasitesini hızla yeniden kuran, Hürmüz'ü dijital sigortayla geçim kapısına dönüştürmeye hazırlanan ve denizaltı kablo kozunu masaya süren bir İran ile karşı karşıya. Trump ile Netanyahu arasındaki kriz derinleştikçe, Beyaz Saray içindeki bölünme büyüdükçe, "direniş ekonomisi" ayakta kaldıkça bu çıkmazın kısa sürede çözüleceğine inanmak giderek güçleşiyor.
Sonuç olarak Pekin'in bu hafta ağırladığı iki konuk, yeni dünya düzeninin iki ayrı yüzünü temsil ediyordu. Biri pazarlık gücünü yitirmiş ama savaşı tırmandırma tehdidinden vazgeçemeyen bir hegemon, diğeri ise ekonomik ve jeopolitik kazanımlarını derinleştiren bir stratejik ortak. Her ikisinin de aynı şehirde, arka arkaya karşılanmış olması ise bu yeni düzenin sessiz mimarının kim olduğuna dair en keskin cevabı halihazırda sunuyor.
[1] https://www.euronews.com/2026/05/14/trump-and-xi-start-high-stakes-bilateral-talks-in-beijing
[2] https://www.kanal6haber.com/abd-baskani-donald-trumpin-cin-ziyareti-nasil-gecti-iste-tum-bilinmesi-gerekenler
[3] https://www.euronews.com/2026/05/14/trump-and-xi-start-high-stakes-bilateral-talks-in-beijing
[4] https://ydh.com.tr/d/40099/trump-in-iran-savasi-stratejisi-sorgulaniyor
[5] https://www.kanal6haber.com/abd-baskani-donald-trumpin-cin-ziyareti-nasil-gecti-iste-tum-bilinmesi-gerekenler
[6] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-liderleri-pekinde-stratejik-ortakligi-gorustu/
[7] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-arasindaki-ticaret-hacmi-240-milyar-dolara-ulasti/
[8] https://harici.com.tr/rusya-ve-cin-liderleri-pekinde-stratejik-ortakligi-gorustu/
[9] https://ydh.com.tr/d/40099/trump-in-iran-savasi-stratejisi-sorgulaniyor
[10] https://www.i24news.tv/en/news/israel/diplomacy-defense/artc-netanyahu-s-hair-was-on-fire-after-tense-call-with-trump-as-us-sidelines-iran-strike-in-favor-of-deal-report
[11] https://ydh.com.tr/d/40085/trump-bu-savas-tan-pacasini-kurtarmaya-calisiyor
[12] https://harici.com.tr/cnn-iran-askeri-kapasitesini-beklenenden-daha-hizli-toparliyor/
[13] https://ydh.com.tr/d/40094/pakistan-arabuluculugunda-iran-abd-hattinda-kritik-diplomasi-trafigi
[14] https://ydh.com.tr/d/40087/iran-ve-umman-hurmuz-bogazi-gecis-ucretini-gorusuyor
[15] https://harici.com.tr/hamaney-iran-uranyumunun-yurt-disina-cikarilmasini-yasakladi/
[16] https://www.jpost.com/middle-east/article-896438
[17] https://www.ilkha.com/dunya/hizbullah-lideri-kasim-teslim-olmayacagiz-ve-savas-alanini-terk-etmeyecegiz-532462
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalizm - Mitchell Abidor (Çeviri)
- Yönetim Üzerine Üç Soru (2) - Kim Yönetmeli? Filozof, Asabiyet ve Dayanışma
- Balkan İttifakına Doğru - Christian Rakovsky (Çeviri)
- Hürmüz Düğümü ve Küresel Kriz
- Türk Zaferi - Manabendra Nath Roy (Çeviri)
- Yönetim Üzerine Üç Soru (1) - Yönetimin Kökeni: Artık, Eşitsizlik ve Tarihsel Zorunluluk
- Boğazlar Savaşı - Karl Radek (Çeviri)
- Irak’ta Kuşatma ve Yükselen Direniş
- İlerleme, Çatışma ve Özgürleşme: Kant'tan Marx'a Siyasi Düşüncede Evrensel ile Özelin Gerilimi
- Pekin'in Sessiz Satrancı
- Orta Doğu’da Emperyalist Diplomasi – Lev Troçki (Çeviri)
- İslamabad'da Müzakere Molası