beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Savaşın Beşinci Yılında Batı’nın Hesapları

Kapitalizmin yapısal krizinin her alanda yeni biçimler aldığı ve hegemonya mücadelesinin yeni cephelere taştığı bu konjonktürde Ukrayna savaşına bakmak, küresel güçlerin savaşını kavramak açısından belirleyici bir imkân sunuyor.

 

Rusya’nın tam ölçekli saldırısının üzerinden dört buçuk yıl geçtiği bu süreçte “Batı” defalarca “zafer” senaryosu yazdı, “Rusya çöküyor, Ukrayna kazanıyor” söylemini dilinden eksik etmedi. Fakat bugün gelinen noktada savaş, hiçbir tarafın kesin üstünlük kuramadığı ve her iki tarafın da yıpranmasına rağmen sürdürdüğü uzun süreli bir hale dönüştü. Bu çıkmaz hali ise sadece askeri bir gerçek değil, aynı zamanda kapitalizmin derinleşen krizinin ürettiği siyasal bir sonuç.  Ve en önemlisi bu sonucun faturasını küresel güçler değil, başta Ukrayna ve Rus halkları olmak üzere milyonlarca Avrupalı emekçi ödüyor.

 

Yıpranma Savaşı

 

Sahadaki savaş ise bütün şiddeti ve hızıyla devam ediyor. Ukrayna uzun menzilli İHA’larla Rusya’nın derinliklerini vururken Moskova da ağır füze saldırılarıyla Kiev yönetiminin altyapısını, limanlarını ve kentlerini hedef almayı sürdürüyor. Her iki taraf da toprak kazanımı yerine karşı tarafın dayanma kapasitesini eritmeyi öncelikli hedef olarak benimsemiş durumda. Bu durum da sınırlı insan ve mühimmat kaynağına sahip olan Ukrayna’nın direncini azaltıyor. Nitekim son aylarda yaşadığı komuta krizleri, ordu komutanının görevden alınması ve sokak protestoları bu direncin yalnızca cephede değil toplumsal zeminde de azaldığını açıkça gösteriyor. “Batı” cephesinde yaşanan gelişmeler de bu durumun tersine dönme ihtimalini düşürüyor.

 

Çatlaklar ve Sermayeler

 

Bu gelişmelerin en başında NATO zirvesi geliyor. NATO’nun Ankara’daki 36. zirvesi, ittifak içi dengelerin ne denli kırılgan bir noktaya geldiğini ortaya serdi. Zirvenin sabahında ABD Başkanı Trump, İran savaşında yanında durmayan Avrupa ülkelerine saldırdı, İspanya’yı ticari yaptırımla tehdit etti, Grönland’ı yeniden talep etti. Öğleden sonra ise kapalı kapılar ardından çıkarak “O odadaki birlik inanılmazdı, gerçek bir aşktı” dedi. Birkaç saat içindeki bu salınım tesadüf değil, ittifaktaki çelişkilerin bir yansımasıydı. Nitekim Avrupa, Ukrayna savaşını “varoluşsal tehdit” olarak tanımlarken Trump bu savaşı bir pazarlık kozu olarak yönetiyor ve bu iki yaklaşım arasındaki uçurum kapanmıyor.

 

Uçurumun oluşması ise Trump’ın tutarsızlığından çok, Avrupa burjuvazisinin bu tutarsızlığa boyun eğmesinden kaynaklanıyor. Avrupa’nın “savunma harcamalarını artırarak Washington’dan özerkleşeceğiz” anlatısı, somut pratikte tam tersine işliyor. Zirve bildirgesi, GSYİH’nin yüzde beşlik savunma harcaması hedefini Avrupalılara fiilen onaylatırken, Ukrayna’ya 2026’da taahhüt edilen 70 milyar avroluk yardım Avrupa kamu bütçelerinin üstüne ayrı bir yük bindiriyor. Daha fazla silahlanma, Avrupa’yı ABD’den bağımsızlaştırmak bir yana, ittifak içindeki hiyerarşik bağımlılığı pekiştiriyor.

 

Diğer yandan Avrupa’daki savunma harcaması sıçraması milyarlarca dolarlık silah ve mühimmat sözleşmelerini beraberinde getiriyor, ki bu sözleşmelerin birincil alıcısı ise ABD savunma sermayesi. Yani “Avrupa’nın güvenliği” için ayrılan kaynak, pratikte ABD savunma sermayesine aktarılıyor. Keza NATO’nun Ankara Zirvesi’nde imzalanan elli milyar doları aşkın silah tedarik sözleşmesi, bu aktarımın en somut göstergesi. Böylece Avrupa halkları hem savaşın enerji ve enflasyon maliyetlerini hem de silahlanma faturasını öderken, savunma sermayesinin kâr rakamları sürekli büyüyor.

 

Hesaplar ve Diplomasi

 

Savaş sahasının dışında diplomatik kanallar da oldukça hareketli. Trump hem Putin hem de Zelenski ile telefon görüşmeleri yapıyor, Witkoff ve Kushner sahaya sürülüyor, Bakü’de gizli temaslar yürütülüyor. Zelenski ise Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerini “barış için fırsat penceresi” olarak görüyor. Ne var ki tüm bu hareketliliğin altında “barış”tan çok “üç hesap” yatıyor.

 

İlk olarak ABD, İran savaşıyla meşgulken Ukrayna’daki savaşı düşük seviyede tutmak istiyor. İkinci olarak Rusya, kazanımlarını koruyup güç toplamak amacıyla zaman kazanmak için müzakere masasına oturmak istiyor. Üçüncü olarak savaşın bitmesini ya da durmasını “Rusya’nın zaferi” olarak gören Avrupa, “Batı” cephesini savaş ateşinin etrafında toplamaya çalışıyor. Bu üç hesabın kesişme noktasının bulunması pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla sahnelenen diplomasi trafiği aslında barışa giden yoldan çok savaşı yönetmenin trafiğidir.

 

Savaşın beşinci yılında ortaya çıkan tabloda ne Ukrayna’nın “zafer”e, ne Rusya’nın “çöküş”e, ne de Batı’nın “birlik”e ulaştığı görülüyor. Fakat bu gerçeğe rağmen “Batı” cephesinin gerek kapitalizmin derinleşen krizi gerekse savunma sermayesinin “kâr ihtiyacı” nedeniyle savaşa devam etmekte ısrarcı olacağı görülüyor. Bu ısrarın sonuç alıp alamayacağını Rusya’nın gücünün boyutu kadar Avrupalı emekçilerin ve halkların direnişinin boyutu da gösterecektir.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı 83 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum