beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ASGARİ ÜCRETE % 100 ZAM ŞART

Ekonomik Gerçekler ve Anayasal Haklar

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, devletin niteliklerini sayarken "sosyal bir hukuk devleti" vurgusunu en başa koyar. Sosyal devletin en birincil görevi ise, vatandaşlarının insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini garanti altına almaktır. 

 

Bugün gelinen noktada asgari ücret, bir geçim ücreti olmaktan çıkmış, adeta bir sefalet sınırına dönüşmüştür. Milyonlarca işçinin emeği, enflasyon karşısında her geçen gün erirken, bu duruma sessiz kalmak sosyal devlet ilkesiyle açıkça çelişmektedir.

 

Ekonomik krizlerin ve yüksek enflasyonun faturası, her dönemde olduğu gibi yine emeğiyle geçinen kesimin sırtına yüklenmek istenmektedir. Oysa hukukun temel ilkeleri ve evrensel insan hakları beyannameleri, emeğin karşılığının adil bir şekilde ödenmesini şart koşar. 

 

Bu bağlamda, mevcut ekonomik şartlar değerlendirildiğinde, çalışanların asgari yaşam standartlarına ulaşabilmesi için asgari ücrete %100 zam yapılması artık bir lütuf değil, hukuki ve insani bir zorunluluktur.

 

İŞVERENLERİN DEĞİŞMEYEN TEHDİT DİLİ VE "MALİYET" SAFSATASI

 

Türkiye'de ne zaman emekçinin hakkı, maaş artışı veya refah payı gündeme gelse, sermaye sahiplerinden hep aynı refleks yükselir. Laf, asgari ücretten açılınca herkesten önce iş verenler ayağa kalkar. “Maliyetler karşılanmıyor, işçi çıkarmak zorunda kalırız, iş yerleri kapanır” gibi safsatalar birden bire ortalıkta dolaşmaya başlar.

 

Bu argümanlar, hukuki ve rasyonel bir temelden yoksundur. İşverenlerin kriz dönemlerinde ilk feda ettiği unsurun işçi maaşları olması, ne iş kanununun ruhuna ne de hakkaniyet ilkelerine uygundur. 

 

İşveren sendikaları ve sermaye çevreleri, sürekli olarak üretim maliyetlerinin yüksekliğinden dert yanarken, kendi kâr marjlarından ve büyüme oranlarından asla bahsetmemektedir. İşçinin boğazından geçecek olan birkaç lokma ekmeğin hesabını yapanlar, lüks harcamalarından ve şirket kârlarından en ufak bir taviz vermeyi nedense hiç düşünmemektedirler.

 

Hukuki açıdan bakıldığında, bir işletmenin varlığını sürdürebilmesi, işçisinin asgari haklarını gasp etmesi üzerine kurulamaz. 

 

Eğer bir müessese, çalıştırdığı insana insanca yaşayabileceği bir ücret ödeyemiyorsa, orada yapısal bir yönetim ve ahlak sorunu var demektir. İşçiyi işten çıkarma tehdidiyle baskı altında tutmak, en temel anayasal hak olan "çalışma hürriyeti ve hakkını" dolaylı olarak engellemek anlamına gelir.

 

ENFLASYON TUZAĞI VE ERİYEN ALIM GÜCÜ

 

İşçi sınıfının karşı karşıya kaldığı en büyük haksızlıklardan biri de, zamların henüz cebe girmeden piyasaya yansımasıdır. 

 

Laf, asgari ücretten açılınca asgari ücretli daha zammı eline almadan iğneden ipliğe her bir kaleme zam geliyor. Asgari ücretli, daha maaş zammını alamadan zam, elinden alınmış oluyor.

 

Bu durum, serbest piyasa ekonomisinin denetimsizliğinden ve fırsatçılıktan kaynaklanan büyük bir hukuksal boşluğun bir sonucudur.

 

Devletin fiyat istikrarını sağlama ve tüketiciyi koruma görevi (Anayasa Md. 172) tam da bu noktada devreye girmelidir. 

 

Henüz komisyon kararı açıklanmadan, piyasadaki temel gıda maddelerine, kiralara ve ulaşıma yapılan zamlar, işçiye yapılacak artışı daha başlamadan boşa çıkarmaktadır.

 

Asgari ücretli, enflasyon karşısında tamamen savunmasız bırakılmıştır. Maaşı sabit kalan ancak giderleri her gün katlanarak artan çalışanlar, fiilen her ay daha da yoksullaşmaktadır. Bu döngünün kırılması için sadece kağıt üzerinde bir zam değil, alım gücünü kökten artıracak ve piyasa manipülasyonlarının önüne geçecek radikal bir artış, yani %100 oranında bir revizyon gerekmektedir.

 

ÖZEL SEKTÖRÜN FEEDBACK GERÇEKLERİ VE 28.075,50 TL SEFALETİ

 

Sermaye sahiplerinin "Zam yaparsak işçi çıkarırız." söyleminin arkasındaki mantığı rasyonel bir düzlemde sorgulamak gerekir. "Asgari ücretliye zam yapılırsa işçi çıkarırız.” diyen özel sektör, fazladan babasının hayrına mı acaba adam çalıştırıyor?

 

Bu devirde 28.075,50 liranın alım gücü mü kaldı artık? 

 

Ülkemizde 6-7 milyon insan asgari ücret ile çalışmak zorunda kalıyor. Bırak kira ödeyip geçinmeyi, bu para ile kredi kartının asgari tutarını dahi ödeyemez.

 

Hiçbir özel sektör kuruluşu, ihtiyacı olmayan bir tek işçiyi bile bünyesinde barındırmaz. İstihdam edilen her bir birey, o şirkete maaşının katbekat üzerinde bir artı değer ve kâr kazandırır. Dolayısıyla, "işçi çıkarırız" tehdidi, tamamen işçiyi ve kamuoyunu baskı altına alma amaçlı bir blöften ibarettir.

 

Bugün yürürlükte olan 28.075,50 TL gibi rakamların, büyükşehirler başta olmak üzere Anadolu'nun en ücra köşesinde dahi bir ailenin barınma ve beslenme ihtiyacını karşılaması imkânsızdır. 

 

Ortalama ev kiralarının malum rakamlara ulaştığı, mutfak masraflarının her gün katlandığı bir ortamda, bu para ancak borç sarmalını büyüterek hayatta kalmaya çalışmaya yeter. 

 

İşçiler, bankaların kredi kartı limitlerine mahkum edilmiş, borcu borçla kapatma noktasına getirilmiştir. Kartın asgari tutarını dahi ödeyemeyen bir işçinin, o noktadan sonra devlet güvencesi altında olduğundan bahsetmek mümkün değildir.

 

ULUSLARARASI STANDARTLAR VE İNSANİ YAŞAM HAKKI

 

Asgari ücret kavramı, sadece karın doyurma ücreti değildir. 

 

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına ve Avrupa Sosyal Şartı’na göre asgari ücret; işçinin ve ailesinin sağlık, gıda, giyim, konut, ulaşım ve kültür gibi temel ihtiyaçlarını refah içinde karşılayabileceği bir düzeyde olmalıdır.

 

Artık, işverenin kasasını düşünmeyi bırakıp asgari ücretlinin uluslararası insani yaşam haklarına kavuşması için maaşlarına % 100 zam yapılması şart!

 

Türkiye, altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği, çalışanlarına adil bir yaşam standartı sunmakla yükümlüdür. 

 

Sermayenin çıkarları, insan yaşamının ve çocukların geleceğinin önüne geçemez. Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyi, zenginlerinin kasalarındaki parayla değil, en alt gelir grubundaki vatandaşının yaşam kalitesiyle ölçülür. 

 

Bu nedenle, uluslararası hukukun öngördüğü insani yaşam sınırlarına ulaşmak adına mevcut ücrete %100 oranında net bir artış yapılması kaçınılmazdır ve bu zam, toplumsal adaletin bir gereğidir.

 

LABİRENTTEN ÇIKIŞ: PLAN, PROJE VE GELECEK REFAHI

 

Ekonomik baskı ve geçim derdi, insanın sadece fiziki sağlığını değil, zihinsel ve sosyal gelişimini de baltalar. 

 

Geçim sıkıntısı çeken kişi, bir plan ve proje yapamaz, ne kadar istese de sıkışmış olduğu asgari ücret labirentinden bir türlü kurtulamaz. 

 

Birileri asgari ücretlinin sırtından kasasını doldurup zenginliğine zenginlik katacak diye asgari ücretli bir ömür boyunca geçim ve yaşam sıkıntısı çekmek zorunda kalmamalı.

 

Sürekli olarak yarınını düşünen, "Ay sonunu nasıl getireceğim?", "Faturayı nasıl ödeyeceğim?" kaygısıyla yaşayan bir bireyden inovasyon, üretimde verimlilik veya toplumsal bir gelişim bekleyemezsiniz. 

 

Asgari ücretli, içine itildiği bu ekonomik labirentte sadece hayatta kalma mücadelesi vermektedir.

 

Bu durum, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu daha da derinleştirmekte ve fırsat eşitliğini yok etmektedir. 

 

İşçinin emeği üzerinden devasa servetler inşa edenlerin, bu zenginliği borçlu oldukları kitleye hakkını vermekten kaçınması, toplumsal barışı ve adalet duygusunu da derinden yaralamaktadır. 

 

Kimse, bir başkasının ebedi sefaleti üzerine kendi ebedi zenginliğini kuramaz. Hukuki sistem de güçlünün zayıfı ezmesini engellemek için vardır.

 

İNSAN ONURU VE HUKUKUN GEREĞİ

 

Bu noktada, adaletin ve insan olmanın en temel gerçeğini hatırlatmakta fayda var: Geçim sıkıntısı çeken bir kişinin insani şartlarda ve refah içinde yaşaması asla mümkün değildir.

 

Mesele, sadece rakamsal bir artış ya da ekonomik bir parametre meselesi değildir; mesele, doğrudan insan onurudur. 

 

Açlık sınırının altında yaşayan, ruh ve beden sağlığını destekleyecek besinleri dahi tüketemeyen, çocuğuna harçlık veremeyen, hatta barınma hakkı tehdit altında olan bir toplumda huzurdan bahsedilemez.

 

Asgari ücrete yapılacak %100 oranındaki zam, piyasayı daraltmayacak; aksine halkın alım gücünü artırarak ekonomik çarkların daha adil ve sağlıklı dönmesini sağlayacaktır. 

 

Hukuk devleti tüm birimleriyle, yalnızca sermayenin değil, tüm toplumun yanında durup her bir bireyinin yaşam güvencesini bizzat sağladığı sürece güçlüdür.

 

Milyonların çığlığına kulak verilmeli ve hak edilen bu zam derhal hayata geçirilmelidir.

 

Çok kazanan karnı toklar, az kazanan karnı açın halinden elbette anlamaz ama yarı aç yarı tok vaziyette ayakta kalmaya çabalayan asgari ücretliyi gece gündüz çalıştırmaktan çok iyi anlar.

 

Asgari ücretliler, adil bir yaşam istiyor, Ey Zenginler!

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı 24 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum