-
Hakan Muhtar
Tarih: 16-07-2026 11:21:00
Güncelleme: 16-07-2026 11:21:00
Toplum olarak ruhumuzu kemiren, bizi içten içe çürüten devasa bir girdabın tam ortasındayız. Bir sabah uyanıyoruz ve kendimize şu can yakıcı soruları sorarken buluyoruz: Biz ne yaşıyoruz? Nasıl bir çağda, nasıl bir zamanda, nasıl bir ahlaki çöküşün eşiğinde nefes almaya çalışıyoruz? Hangisi doğru, hangisi yalan? Kim güvenilir, kim hırsız? Kim soyguncu, kim emanete hakkıyla sahip çıkıyor? Kim torpilci, kim liyakatten yana? Kim üçkağıtçı, kim doğru? Kim dik duruş sergiliyor, kim menfaati için en eğilmez denilen yerde yalakalık rekorları kırıyor? Kim gerçekten yardıma muhtaç, kim sahte bir yoksulluk maskesinin arkasına saklanmış gizli zengin?
Sorular çoğaldıkça zihnimiz daha da bulanıyor. Her şey ama her şey adeta bir arap saçına dönmüş durumda. Toplumun üzerine kabus gibi çöken bu bulanıklık, sıradan bir kafa karışıklığı değil; bu apaçık bir güvensizlik salgınıdır. Ve bu salgın, sessizce ama acımasızca hem adaleti hem de içimizdeki o saf iyilik duygusunu her gün biraz daha öldürüyor. Münafıklık almış başını gitmişken, herkes birbirini dolandırmanın, kısa yoldan köşeyi dönmenin hesabını yaparken, "Ben iyilik peşindeyim" diye ortaya atılanların bile parayı görünce hırsızlığın ve arsızlığın başını çekmesi artık sıradan bir vaka haline geldi. İyilik, kötülüğün en büyük paravanı olmuş durumda.
MAKAM HIRSIZLARI İŞ BAŞINDA: LİYAKATLİ KADIN ÖĞRETMENLERİN KASITLI KIYIMI
Bu ahlaki erozyonun ve güvensizlik dalgasının en ağır, en acımasız darbeyi vurduğu yer ise hiç şüphesiz geleceğimizi emanet ettiğimiz eğitim yuvalarıdır.
Toplumda envaiçeşit dolandırıcılık türemişken, kutsal öğretmenlik mesleği de bu çürümeden payını en ağır şekilde alıyor. Mesleğine aşık, dürüst, donanımlı ve liyakat sahibi kadın öğretmenlerimiz, sistemin çarkları arasında adeta öğütülüyor. Hak ettikleri kariyer basamakları, alın terleriyle kazandıkları makamlar, hiçbir ahlaki sınırı olmayan "makam hırsızları" tarafından ellerinden pervasızca alınıyor.
Liyakatli bir kadın öğretmenin yılların emeğiyle tırnaklayarak geldiği yere, arkasına aldığı torpil rüzgarıyla hiçbir vasfı olmayan, tek mahareti üstlerine hoş görünmek olan birileri kuruluyor. Kadın öğretmenlerin kariyer hakları gasp edilirken, makam hırsızları arsızca çalışmaya, üretmeden tüketmeye ve koltuklarında kibirle oturmaya devam ediyor. Bu ülkenin idealist, cumhuriyetçi, aydınlık nesiller yetiştirmekten başka hiçbir gayesi olmayan kadın öğretmenleri; sadece dürüst oldukları, hak yemedikleri ve haksızlık karşısında eğilmedikleri için cezalandırılıyor. Kendi tırnaklarıyla kazıdıkları kariyer hakları, bir gecede liyakatsiz çetelerin ödülü haline getiriliyor. Kadın öğretmenlerin maruz kaldığı bu sistematik mobbing ve hak gaspı, sadece o öğretmenlerin değil, bir toplumun geleceğinin çalınmasıdır.
YÖNETİCİLERİN SESSİZLİĞİ: BAŞINI KUMA GÖMEN DEVRAN
Peki, bu adaletsizlik, bu feryat figan yükselirken ülkenin il ve ilçe yöneticileri ne yapıyor? Tam anlamıyla bir "üç maymun" tiyatrosu izliyoruz. Görevleri adaleti sağlamak, liyakati korumak ve hakkı teslim etmek olan yöneticiler, başlarını kuma gömmüş durumdalar. Duymuyorlar, görmüyorlar, tek bir kelime dahi etmiyorlar! Sanki bu haksızlıklar başka bir dünyada yaşanıyor, sanki o koltuklar sadece seyretmek için onlara tahsis edilmiş gibi davranıyorlar.
Yöneticilerin bu derin sessizliği, sessiz bir onaydan başka bir şey değildir. Onlar başlarını kuma gömdükçe, dürüst ve liyakatli, mesleğine aşık öğretmenler sistem tarafından "enayi", "keriz" veya "aptal" yerine konuluyor. Hak arayan, "Burada bir adaletsizlik var" diyen o canım öğretmenler, il ve ilçe yöneticilerinin vizyonsuz ve acımasız kararlarıyla görevlerinden uzaklaştırılıyor, hatta adeta sürgün edilerek şehirlerinden kovulur hale getiriliyor.
Dürüstlük suç, liyakat ceza sebebi haline gelmişse, yöneticilerin o koltuklarda oturmasının ne anlamı kalıyor? Kötülük büyürken kafasını kuma gömen her yönetici, makam hırsızlarının en büyük suç ortağıdır.
KAYIP ADALETİN GÖLGESİNDE KIYAMET ALAMETLERİ
Geldiğimiz nokta, kutsal metinlerde tasvir edilen, büyüklerimizin anlattığı o korkutucu günlerin ta kendisidir. Artık kıyamet alametlerindeki günleri canlı canlı yaşamaya başladık.
Güvenin yok edildiği, iyiliğin cezalandırıldığı bir zamanda, toplumu bir arada tutan harç da tamamen çözülüyor.
Birileri açık ara, organize bir şekilde toplumda güveni ve iyiliği yok etmek, tamamen öldürmek istiyor. Çünkü biliyorlar ki, güvenin olmadığı bir toplumda ne adalet barınabilir ne de hürriyet.
İyilik maskesi takmış münafıkların, parayı ve gücü gördükleri anda nasıl birer canavara dönüştüklerini izlemek, insanlığa olan inancımızı sıfırlıyor.
Dolandırıcılığın binbir türü sokaklarda, sosyal medyada, devlet dairelerinde kol geziyor. İnsanlar artık en yakınından, akrabasından, komşusundan korkar hale geldi. Kimsenin kimseye emanet teslim edemediği, emanet edilen her şeyin hırsızlandığı bir fetret devrindeyiz. Dürüst kalmanın adeta bir "enayilik" olarak pazarlandığı bu çağ, insanlığın dip noktasıdır.
HALUK LEVENT VE AHBAP’IN ÇÖKÜŞÜYLE GELEN BÜYÜK YIKIM
Toplumdaki bu büyük güvensizlik dalgasının, sarsılmaz sanılan kaleleri bile nasıl yıkıldığını gösteren en taze ve en sarsıcı örnek, son günlerde gündeme bomba gibi düşen Haluk Levent’in gözaltına alınma hadisesidir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AHBAP Derneği'ne yönelik başlattığı kapsamlı soruşturma neticesinde Mali Şube ekiplerince Bursa’da gözaltına alınan Haluk Levent, adeta toplumsal güvenin tabutuna çakılan son çivi oldu.
Yöneltilen suçlamalar ve ortaya atılan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Savcılık dosyasında, 2020-2026 yılları arasında toplanan yardımlarla 990 milyon TL’lik bahis oynandığı ve bu paranın 390 milyon TL'sinin kaybedildiği ileri sürülüyor. Dahası, dernek hesaplarından asistan Yeliz Kaya’nın hesabına 120 milyon TL aktarıldığı ve depremzedeler için toplanan bağışların şahsi çıkarlar doğrultusunda yurt dışına kaçırılmaya çalışıldığı iddia ediliyor. Deprem acısıyla kavrulan, dişinden tırnağından artırarak "bir cana nefes olsun" diye bağış yapan halkın parası, iddialar doğruysa kumar masalarında, şahsi hesaplarda buhar edilmiş.
Zamanında büyük bir kibirle "Devlete değil, AHBAB'a yardım edin" diye bağıranlar, devleti ve kurumlarını aşağılayarak yardımları AHBAB’a kanalize edenler, bugün yaşanan bu şok gelişmeyle tamamen sessizliğe bürünmüştür.
Kamusal kurumlara güveni sıfırlayıp, kurtarıcı olarak bir şahsı ve derneği kutsayanların ideolojik körlüğü, toplumun hayırseverlik duygularının nasıl suistimal edildiğini bir kez daha acı bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Depremin toplumca acılarını sarmaya çalıştığımız o acı günlerde "Devlet yok, AHBAP var" diyenlerin sığındığı o liman, bugün Mali Şube'nin ve yargının kıskacındadır. Bu durum, kurumsal yapıları hiçe sayıp şahısları putlaştıran herkese tarihi bir derstir.
İYİLİĞİ VE ADALETİ YENİDEN DİRİLTMELİYİZ
Haluk Levent olayı da göstermiştir ki; ülkemizdeki güvensizlik salgını adeta bir kanser gibi her toplumsal hücreye yayılmıştır.
Makam hırsızlarının gölgesinde hakları ellerinden alınan, şehirlerinden kovulan dürüst kadın öğretmenlerimizin ahı yerdedir.
Kafasını kuma gömen birtakım yöneticilerin basiretsizliği ise dolandırıcıların iştahını kabartmaktadır.
Eğer bu gidişata dur demezsek, liyakatli olanı korumaz, hırsıza hırsız, soyguncuya soyguncu demezsek, yarın güvenecek tek bir insan dahi bulamayacağız.
Toplum olarak bu arap saçını çözmek, makam hırsızlarının elinden hak etmedikleri o koltukları almak ve hakkı olanlara teslim edilmesini sağlamak; başını kuma gömen yöneticileri ise içinde bulundukları derin uykularından sarsıp uyandırmak zorundayız.
Aksi takdirde, bu salgın hepimizi yutacak; geriye ne adalet kalacak ne de insanlığa dair kırıntı bir iyilik…
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
- KOMŞU ZORBALIĞI
- LGS’Yİ BİNBİR EMEKLE BİRİNCİLİKLE KAZANAN ÇOCUKLAR GELECEKTE NEYLE KARŞILAŞACAK?
- DÜNYA LİDERLERİNDEN SANA BABA MI YOK NECLA?
- ACİLEN HİNDİSTANA İSLAMİYET TEBLİĞ EDİLMELİ
- TOPLUMDA SALDIRGANLIK SON HIZ
- YUPPİ! YAPAY KAN GELİYOR, YAŞASIN! ŞİMDİ SIRA YAPAY AKILDA MI?
- İSLAM DİNİ’NDEN BİHABER MUHABİRE YUSUF İSLAM’DAN TOKAT GİBİ CEVAP
- ÇİKOLATAYI AÇAN ANNE Mİ SUÇLU, YOKSA VİCDANINI KAPATAN ZİNCİR MARKETLER Mİ?
- SAĞLIKTA ÖNCÜ KURULUŞ KOÇ HASTANELERİ’NE SONSUZ TEŞEKKÜRLER
- REHA MUHTAR'IN VEFATINI DERİN BİR ÜZÜNTÜ İLE ÖĞRENDİM
- AKRAN ZORBALIĞI, 18 YAŞINDAKİ BİR GENCİ GÖZÜNDEN ETTİ
- HZ. ÖMER’İN (R.A.) İNSANLIĞA BIRAKTIĞI ADALET BEYANNAMESİ BİR FETİH’TEN ÇOK DAHA FAZLASIDIR