-
Hakan Muhtar
Tarih: 03-07-2026 18:21:00
Güncelleme: 03-07-2026 18:21:00
Dünya sahnesinde pırıltılı ışıkların, sahte alkışların, modern zaman hezeyanlarının ve ruhu baştan aşağı çürüten popüler kültürün zirvesindeyken, modern çağın parıltılı putlarını elinin tersiyle itip hidayete eren Cat Stevens—yani Müslüman olduktan sonraki adıyla Yusuf İslam’ın—Türkiye ziyareti, medyamızın vizyonsuz, sığ, ezberci ve sömürge aydını zihniyetini bir kez daha turnusol kağıdı gibi ortaya çıkardı. Kendi medeniyetine, köklerine, inancına ve toplumsal dinamiklerine yabancılaşmış; buna mukabil, Batı’nın kokuşmuş zihniyetini, ahlaki çöküntüsünü ve insanlığı tüketen yaşam tarzını "medeniyet" zanneden bir muhabirin, baştan sona cehalet kokan o meşhur sorusu ve ardından aldığı o muazzam, okyanus ötesi cevap, sadece o muhabirin şahsında kalmamıştır. Bu sarsıcı cevap, asırlardır bu asil millete Batı hayranlığını dayatan, kendi halkını aşağılamayı marifet sayan tüm sözde entelektüel çevrelerin ve batıperest zihniyetin yüzünde patlayan tarihi bir tokat niteliğindedir.
Magazin kültürünün sığ, sığ olduğu kadar da kokuşmuş sularında çırpınan, İslam’ın evrensel hukukundan, insan fıtratına getirdiği yüce çözümlerden ve toplumsal dengeleri koruyan adalet mekanizmasından zerre kadar nasibini almamış bu muhabir, güya "Batılı ve aydın" bir sanatçıyı kendi ülkesinde köşeye sıkıştıracağını zannederek şu soruyu yöneltti: “Girdiğiniz İslam dininde bir erkeğin dört kadınla evlenmesine ne diyeceksiniz? Yani bunun mantığını nasıl kabul edeceksiniz? Siz bir Batılı, aydın bir şarkıcı olarak bunu nasıl kabul ettiniz?”
Soruya, sorunun arkasındaki üsluba ve gizlenemeyen o kibirli edaya bakar mısınız? İçinde baştan aşağı aşağılık kompleksi, oryantalist bir bakış açısı, gizli bir İslam düşmanlığı ve her şeyden önemlisi zifiri bir cehalet barındırıyor.
İşte bu cahil cühela zihniyete Yusuf İslam’ın verdiği, adeta her bir kelimesi ders niteliğindeki o muhteşem, sarsıcı ve Batı’nın makyajını tek hamlede indiren cevap, sosyolojik bir manifesto olarak tarihe geçmiştir:
“Sen, beni eski hâlimle tanıdığını söylüyorsun. Ben Müslüman olmadan önce kaç kadınla beraber olduğumu bilemem. Onlardan çocuğum olmuşsa onu da bilemem. Ben böyle adi bir hayat yaşarken sen bana hayrandın. Ben şimdi Müslüman oldum. Tek eşle evliyim. İkinci bir evliliğe niyetli de değilim. İslam dini dörde kadar izin veriyorsa onların ve çocuklarının sorumluluğunu da ona yüklüyor. Senin hayran olduğun Batı’da böyle bir sorumluluk yok. Birçok çocuk babasını bilmez. Baba da çocuğunu görmeden gider bu dünyadan.”
Bu cevap, kelimenin tam anlamıyla Batı hayranı, sözde aydınların kurduğu o sahte ahlak kulesini yerle bir etmiştir. Şimdi bu cehalet sarmalını ilmek ilmek çözmek, İslam’ın bu konudaki asil ve fıtrî nizamını ortaya koymak, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in hayatı, uygulamaları ve hadisleri ışığında meseleyi tüm çıplaklığıyla, en derin detaylarıyla gözler önüne sermek icap eder.
BATI AYDINLARININ HAYATLARININ NASIL BİR ÇÖPLÜK OLDUĞUNUN HİKAYESİ
Yusuf İslam’ın tam on ikiden vurduğu ve parmak bastığı o derin yara, bugün Batı medeniyetinin ve onun yerli işbirlikçisi olan cahil cühela takımının ısrarla görmezden geldiği, üzerini süslü kelimelerle örtmeye çalıştığı en büyük toplumsal çürümedir.
Batı dünyası, özgürlük, bireysellik ve modern yaşam adı altında kadını hunharca metalaştıran, aile mefhumunu tamamen yok eden ve nesilleri köksüzleştirerek helak eden bir bataklığa saplanmıştır.
Muhabirin hayranlıkla, gıptayla ve adeta bir kutsal mabet gibi baktığı o Batılı aydınlar, aktörler, felsefeciler ve burjuva takımı; nikahsız, sorumluluksuz, günübirlik ve tamamen hayvanî güdülere dayalı ilişkileri modernlik olarak pazarlarken, aslında insan haysiyetini ayaklar altına almaktadır.
Batı’nın sözde gelişmiş, modern ve özgürlükçü toplumlarında bugün evlilik dışı çocuk oranları yüzde ellileri, kimi ülkelerde de yüzde altmışları aşmış vaziyettedir. Sokaklar, babasının kim olduğunu bilmeyen, soy ağacından mahrum, anne şefkatinden ve baba güveninden uzak, tamamen sistemin insafına ve sokakların acımasızlığına terk edilmiş modern zaman yetimleriyle doludur. Kadın, cinsel bir obje, tüketim malzemesi ve reklam aracı olarak son damlasına kadar sömürüldükten, gençliği ve güzelliği tüketildikten sonra hiçbir hukuki, mali ve manevi güvencesi olmadan kapı dışarı edilmekte; adına "kadın özgürlüğü" denilen bu vahşi, kapitalist ve bencil sistemde yapayalnız bırakılmaktadır.
İşte bu cahil cühela muhabiri ve onun gibi düşünen yerli sömürge aydınları, Batı’nın bu gayriahlaki lağım sistemini, bu insani dramı, bu çöplük hayatını “modernlik” diye alkışlamakta; buna karşın, İslam’ın kadını koruma altına alan, erkeğe en ağır mali ve hukuki sorumlulukları yükleyen adalet nizamını dillerine dolamaktadırlar.
Batı’nın kokuşmuş çöplük hayatına hayran olanlar, İslam’ın nezih, disiplinli, koruyucu ve kutsal aile yapısını kavrayamazlar. Çünkü onların zihinleri, hiçbir sorumluluk taşımadan, hiçbir bedel ödemeden sadece tüketmeye, anlık zevkleri için insan harcamaya endeksli modern bir kölelik düzeniyle uyuşturulmuştur.
Yusuf İslam, Batı’nın o pırıltılı sahnesinin arkasındaki bu çöplüğü bizzat yaşamış, o pisliğin içinden çıkmış bir insan olarak tehlikeyi görmüş ve gerçeği haykırmıştır. Fakat bizim cahil cühela takımı, Batı'nın vitrinindeki sahte ışıklara aldanarak o lağımı şerbet diye içmeye devam etmektedir.
İSLAM’DA BİRDEN FAZLA EVLİLİĞİN HUKUKİ VE SOSYOLOJİK TÜM AYRINTILARI
İslam dininden zerre kadar haberi olmayan, kulaktan dolma ezberlerle, oryantalist tezgahların ürünü olan broşür bilgileriyle ahkam kesen bu cahil cühela güruhu, İslam’ın birden fazla evliliği bir emir, bir zorunluluk değil; belirli şartlara, ağır yükümlülüklere ve adalet terazisine bağlı bir izin, bir ruhsat ve toplumsal bir emniyet unsuru olarak kabul ettiğini bilmeyecek kadar kördür.
İslamiyet gelmeden önce, cahiliye Arap toplumunda, Pers imparatorluğunda, Roma’da, Çin’de ve dünyanın diğer pek çok bölgesinde bir erkeğin evlenebileceği kadın sayısında hiçbir hukuki veya ahlaki sınır yoktu. Erkekler onlarca, yüzlerce kadını hiçbir hak tanımadan, tamamen bir köle veya bir zevk aracı gibi himayelerinde tutuyor, canları sıkıldığı an, tutup sokağa atabiliyorlardı. Kadının ne miras hakkı vardı, ne insani bir değeri ne de çocukları üzerinde bir söz hakkı.
İslam, getirdiği evrensel ve devrimci hukuk nizamıyla bu sınırsızlığı, bu keyfiliği, bu zulüm düzenini bıçak gibi kesmiş ve maksimum sınırı dörde indirmiştir. Ancak buradaki en hayati, en can alıcı nokta, bu iznin arkasına konulan ve adeta çelikten bir zırh gibi kadını koruyan şartlardır. Kur'an-ı Kerim, (Nisa Suresi 3. Ayet) şöyle buyurmaktadır:
“Eğer hanımlarınız arasında adalet sağlamaktan korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin.”
Aynı surenin 129. ayetinde ise Yüce Rabbimiz, insanoğlunun fıtrî zafiyetine, duygusal yönelimlerine dikkat çekerek adalet sağlamanın ne kadar ağır, ne kadar dehşetli bir yük olduğunu açıkça beyan eder:
“Ne kadar üzerine düşseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz.”
Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, İslam’da asıl olan, ideal olan ve teşvik edilen evlilik modeli tek eşliliktir.
Birden fazla evliliğe izin verilmesi ise erkeğin heva ve hevesini, şehvani arzularını tatmin etmesi için değil; tarihin her döneminde yaşanan savaşlar, salgın hastalıklar, büyük göçler veya toplumsal krizler neticesinde ortada kalan, hamisiz kalan, fuhuş ve sefalet bataklığına düşme tehlikesi yaşayan dul kadınların ve yetim çocukların hukukunu, iffetini ve geleceğini korumayı gaye edinmiş olmasındandır.
İslam hukukunda ikinci bir evlilik yapan erkek, fantezi dünyasında yaşayamaz. Evlendiği her kadına ayrı bir mesken, her bakımdan aynı hayat standartlarında bir yaşam, tam bir ekonomik özgürlük ve nafaka sağlamak zorundadır. Sevgi, ilgi, zaman paylaşımı ve maddi imkanların bölüştürülmesinde en ufak bir haksızlık, ahirette erkeğin yakasına yapışacak dehşetli bir zulüm ve azap sebebi olarak nitelendirilir.
Yusuf İslam’ın da o sığ muhabirin suratına çarparken ifade ettiği gibi: Batı’da bir erkek yüzlerce kadınla gayrimeşru, gizli saklı, metres hayatı yaşayıp, kadınları hamile bırakıp hiçbirinin sorumluluğunu almazken; bunu özgürlük ve aydınlanma sayan cahil cühela takımı, İslam’ın kadını her yönden koruma altına alan, hukukunu tescilleyen bu asil, dürüst ve şeffaf duruşunu algılayamaz. İslam, zinayı, gizli dost hayatını ve gayrimeşru ilişkileri kesin olarak yasaklarken; toplumsal dengeleri, neslin korunmasını ve kadın onurunu muhafaza etmek adına meşru, hukuki sorumluluğu erkeğin sırtına yükleyen bir kapı açmıştır.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN BU KONUDAKİ SÜNNETİ VE NEZİH HAYATI
Meseleyi sulandırmak, kendi cehaletlerini örtbas etmek ve İslam’a saldırmak isteyen cahil cühela muhabirlerin, oryantalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin en çok dil uzattığı, saptırmaya çalıştığı alanlardan biri de Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in evlilik hayatıdır. Oysa Allah Resulü’nün hayatı kronolojik, sosyolojik, tarihi ve insani olarak incelendiğinde, her bir evliliğinin arkasında insanlığa yön veren büyük bir ahlaki, siyasi, hukuki ve tebliğ amaçlı hikmetin yattığı açıkça görülür.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), gençliğinin en dinamik, en coşkulu dönemi olan 25 yaşından 50 yaşına kadar, kendisinden yaşça hayli büyük, dul ve çocuklu bir kadın olan Hz. Hatice (R.anha) validemizle tam 25 yıl boyunca tek eşli olarak yaşamıştır.
Mekke gibi şehvetin, fuhşun, şiir gecelerindeki ahlaksızlıkların ve her türlü rezilliğin diz boyu olduğu, kimsenin kimseden hesap sormadıgı bir cahiliye toplumunda, azılı düşmanlarının bile iffetine, namusuna ve ahlakına tek bir söz söyleyemediği, gıptayla baktığı Muhammedü'l-Emin" (Güvenilir Muhammed) olarak ömür sürmüştür.
Eğer iddia edildiği gibi, nefsani arzular veya haşa bir şehvet düşkünlüğü söz konusu olsaydı, gençliğinin baharında, Mekke’nin en güzel kızları kendisine teklif edilmişken bu hakkı fazlasıyla kullanabilirdi. O ise sadakati, iffeti ve asaleti seçti.
Efendimiz (S.A.V.)’in Hz. Hatice’nin (R.A.) vefatından sonra, yani ömrünün son on yılında, Medine döneminde gerçekleştirdiği evliliklerin tamamı (Hz. Aişe (R.A.) hariç) dul, yaşlı, eşleri savaşlarda şehit düşmüş veya kabile reisi kızlarıyla yapılmış evliliklerdir. Bu evliliklerin temel gayeleri ve derin hikmetleri özetle şunlardır:
TOPLUMSAL VE İNSANİ HİKMETLER
Savaşlarda eşlerini kaybetmiş, müşrik akrabalarının yanına dönerse işkence görecek ya da kimsesizlikten dolayı perişan olacak kadınları koruma altına almak, onlara “Müminlerin Annesi” unvanını vererek toplumsal izzetlerini ve şereflerini kurtarmak en büyük gayeydi. Hz. Sevde (R.A.) ve Hz. Zeynep binti Huzeyme (R.A.) ile evlilikleri bunun en somut, en göz yaşartıcı örnekleridir.
2. SİYASİ VE TEBLİĞ AMAÇLI HİKMETLER
İslam’a ve Müslümanlara can düşmanlığı besleyen, her fırsatta Medine’ye saldıran büyük kabilelerin reislerinin kızlarıyla evlenerek, o kabilelerle sarsılmaz akrabalık bağları kurmak amaçlanmıştır. Bu evlilikler sayesinde kabilelerin düşmanlığı dostluğa dönüşmüş, binlerce insan kan dökülmeden İslam’la şereflenmiştir. Hz. Cüveyriye (R.A.) ve Hz. Safiyye (R.A.) validelerimizle yapılan evlilikler, tamamen bu stratejik ve tebliğ eksenli dehanın birer ürünüdür.
3. HUKUKİ VE EĞİTİM AMAÇLI HİKMETLER
İslam’ın aile hukukunu, mahrem alanını, kadınlara ait özel halleri ve fıkhî hükümleri kadınlar dünyasına en doğru, en duru şekilde aktaracak kadın öğretmenler, kadın müctehidler yetiştirmek hedeflenmiştir. Nitekim Hz. Aişe (R.A.) validemiz bu sayede İslam fıkhının ve sünnetinin dörtte birini ümmete aktaran devasa bir “ilim çınarı” haline gelmiştir.
ALLAH RESULÜ’NÜN (S.A.V.) ADALET UYARISI NİTELİĞİNDE, CAHİL CÜHELALARA TOKAT GİBİ HADİSLER
Cehalet içinde yüzen, dinini kulaktan dolma masallarla bildiğini sanan muhabir ve onun arkasındaki ekran şarlatanları, İslam’ın bu ruhsatı erkeğin elinde bir keyif aracı, bir sömürü mekanizması olarak bırakmadığını bilmezler. Bilakis Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in bu konuda ümmetini dehşetli, ürpertici ve çok sert ifadelerle uyardığını göremeyecek kadar kördürler.
Efendimiz (S.A.V.), birden fazla eşi olup da onlar arasında adaleti, hakkı ve hukuku gözetmeyenlerin ahiretteki acınası, rezil halini şu Hadis-i Şerifi ile beyan ederek adeta ümmetinin yüreğine korku salmıştır:
“Kimin iki hanımı olur da onlardan birine (tamamen) meyleder (adalet göstermezse), kıyamet günü (huzur-u ilahiye) bir tarafı felçli (yıkık) olarak gelir.” (Ebu Davud, Nikah, 38; Tirmizi, Nikah, 42)
Başka bir Hadis-i Şerifleri’nde ise, kadınların haklarına riayet etmenin, onlara nezaketle davranmanın imanın kemaliyle eşdeğer olduğunu, hakiki erkekliğin ve Müslümanlığın ölçüsünün aile içi adalet olduğunu şöyle vurgulamıştır:
“Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en hayırlı olanınızdır. İçinizde hanımına karşı en hayırlı olan da benim.” (Tirmizi, Radâ, 11)
İslam Peygamberi, ömrü boyunca eşleri arasında adaletle hükmetmiş, en zorlu savaş seferlerine çıkarken bile aralarında kura çekerek hiçbirinin hakkını diğerine yedirmemiştir. Hatta vefat döşeğindeyken, hastalığın verdiği şiddetli acılar içinde kıvranırken ve odadan odaya geçmeye takat getiremediği anlarda bile, diğer eşlerini tek tek çağırıp rızalarını ve izinlerini isteyerek Hz. Aişe’nin (R.A.) odasında kalmıştır. İşte adalet nizamı budur! İşte Batı'nın hiçbir felsefi akımında, hiçbir modern hukuk metninde bulamayacağınız yüksek ahlak seviyesi budur! Şimdi kalkıp bu asil nizamı, bu hassas adalet terazisini kendi sığ mantığıyla sorgulamaya kalkan muhabir, cahil cühela değil de nedir?
MUHABİRİN CEHALETİNİ VE SÖZDE AYDINLARIN RASYONEL SEFALETİNİ ORTAYA DÖKMEK
Burada amaç, sadece tarihi bir olayı nakletmek değil, Yusuf İslam’ın o muazzam cevabıyla sarsılan o muhabirin ve onun zihniyet ikizlerinin rasyonel sefaletini, entelektüel kısırlığını ve zifiri cehaletini ortalığa saçmaktır. Karşısında dünya çapında bir yıldız, Batı medeniyetinin tüm nimetlerini, parasını, şöhretini, kadınlarını, lüksünü tatmış ve sonunda o sistemin bir aldatmaca olduğunu anlayarak İslam’ın duru ve saf limanına sığınmış entelektüel bir dev var. Bunun bilincinde olmayan muhabir, elindeki mikrofonu bir cehalet silahı gibi kullanarak, ona oryantalistlerin yüzyıllık bayat ezberleriyle saldırmaya çalışıyor.
Bre hey cahil cühela! Sen İslam’ı, modern çağın seküler değer yargılarıyla, Batı’nın sömürgeci laboratuvarlarında üretilmiş ideolojileriyle yargılayabileceğini mi zannediyorsun? Sen, kadını sadece bir cinsel nesne olarak gören, onu ekonomik bir köle haline getiren, tüketim çılgınlığının mezesi yapan Batı ahlakını ne hakla İslam’ın yüce adaletiyle kıyaslıyorsun? Yusuf İslam’ın o muazzam cevabında gizli olan sosyolojik tespiti anlayabilecek bir bilinç, ancak İslamî bir evlilik ile medeniyet inşasıdır, neslin muhafazasıdır, toplumun temel direğidir. Batı’da ise evlilik, bireysel çıkarlar bittiği an çöpe atılan, tarafların birbirini tükettiği geçici bir sözleşmeden ibarettir. Hangisi daha insani, hangisi daha ahlaki?
FUHUŞ SERBESTKEN ALLAH'IN EMİRLERİNİ YASAKLAMAYA KALKAN ÇÖP ZİHNİYET
İşte geldik zurnanın zırt dediği, bu seküler sömürge aydınlarının ve ekran şarlatanlarının iğrenç ikiyüzlülüğünün zirve yaptığı o can alıcı noktaya! Bugün bu topraklarda ve hayranı oldukları Batı dünyasında fuhuş, zina, her türlü ahlaksızlık, nikahsız birliktelikler, günübirlik cinsel tüketimler "bireysel özgürlük" adı altında sonuna kadar serbest bırakılmış, hukuken ve resmen güvence altına alınmıştır. Bir erkeğin hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir hukuki bağ kurmadan, kadını bir mendil gibi kullanıp bir kenara atması, pek çok kadınla gayrimeşru hayat yaşaması bu kokuşmuş sistemde gayet "modern" ve "medeni" karşılanmaktadır. Kadını cinsel bir köle gibi sokak ortasında korumasız bırakan fuhuş mekanizmalarına ses çıkarmayan, hatta bunu çağdaşlığın bir gereği sayan bu çöp zihniyet, iş Allah’ın adalet ve hikmetle getirdiği emir ve ruhsatlara gelince aslan kesilmektedir!
Bu ne iğrenç bir tezat, ne sefil bir akıl tutulmasıdır! Sokaklarda, pavyonlarda, genelevlerde ve dijital mecralarda fuhşun her türlüsünü, kadının onurunu ayaklar altına alan her pisliği, "çağdaş yaşam tarzı" diyerek savunan cahil cühela takımı; İslam’ın kadını namus, şeref, nafaka ve miras hukukuyla koruma altına alan, erkeğin sırtına dağlar kadar ağır sorumluluk yükleyen helal nizamını "çağdaşlık düşmanlığı" olarak pazarlamaya yeltenmektedir. Sizin o lağım kokan, bataklıktan ibaret modernlik anlayışınız yerin dibine batsın! Bir tarafta hiçbir bedel ödemeden kadını tüketen hayvani bir özgürlük; diğer tarafta her bir kadını bir evin hanımefendisi yapan, nikahın mukaddes çatısı altında çocukların ve annenin geleceğini teminat altına alan ilahi bir nizam var.
Allah’ın adaletle, mizanla ve toplumsal dengeleri korumak adına getirdiği hükümleri çağ dışı ilan etmeye kalkan bu sömürge artığı zihniyet, rasyonel ve ahlaki olarak kelimenin tam anlamıyla iflas etmiştir.
Fuhşun ve zinanın serbestiyetini ilericilik zanneden bu kör ideoloji, insan fıtratını temizleyen, nesli muhafaza eden helal sınırları yasaklamaya, baskılamaya yeltenmektedir.
Oysa insanlık, Batı’nın sokağa terk ettiği babasız çocukların, intihar eden gençlerin ve metalaştırılan kadınların çığlıklarıyla inim inim inlemektedir. Yusuf İslam, İngiltere’nin o lüks ve sahte ihtişamı içindeyken bu çöp zihniyetin maskesini tak diye indirmiş, helal ile haramın arasındaki o aşılmaz uçurumu, o sığ muhabirin ve onun arkasındaki ekran simsarlarının yüzlerine bir tokat gibi çarpmıştır.
Bizler, kendi medeniyetimizin, inancımızın ve ilahi hukukumuzun asaletini, azametini gururla haykırmadıkça; fuhşu çağdaşlık, Allah’ın helal dairesini ise gericilik sayan bu kokuşmuş çöp zihniyet meydanı boş bulmaya devam edecektir. Yusuf İslam’ın o muazzam duruşu ve sarsıcı açıklaması, hepimize bir özgüven, bir uyanış ve bir silkeleniş dersidir. Ne mutlu o hidayet nurunu kalbine nakşedip Allah’ın adil hükümlerini savunanlara; yazıklar olsun kendi köklerine kör, Batı’nın kokuşmuş ahlaki lağımına sırılsıklam hayran olan cahil cühela takımına…
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- ÇİKOLATAYI AÇAN ANNE Mİ SUÇLU, YOKSA VİCDANINI KAPATAN ZİNCİR MARKETLER Mİ?
- SAĞLIKTA ÖNCÜ KURULUŞ KOÇ HASTANELERİ’NE SONSUZ TEŞEKKÜRLER
- REHA MUHTAR'IN VEFATINI DERİN BİR ÜZÜNTÜ İLE ÖĞRENDİM
- AKRAN ZORBALIĞI, 18 YAŞINDAKİ BİR GENCİ GÖZÜNDEN ETTİ
- HZ. ÖMER’İN (R.A.) İNSANLIĞA BIRAKTIĞI ADALET BEYANNAMESİ BİR FETİH’TEN ÇOK DAHA FAZLASIDIR
- HER MÜSLÜMAN ÇOCUĞUN KUR’AN-I KERİM’İ OKUMA VE ANLAMA HAKKI VARDIR
- İSTANBUL’DA NEFES ALMAK ARTIK ÜCRETLİ Mİ OLACAK?
- İSTANBUL KALDIRIMLARINDA CAN PAZARI: ŞEHİR ARTIK YAYANIN DEĞİL!
- TÜRKİYE’NİN KAYIP GENÇLİĞİ: 5 MİLYONUN SESSİZ ÇIĞLIĞI
- BOSCH REKLAMI MI KAMUDAKİ TORPİL Mİ?
- HAYATTA EN BÜYÜK ŞANS, İYİ BİR ÖĞRETMEN VE İYİ BİR DOKTORA DENK GELMEKTİR
- SAYIN ADALET BAKANI, ADALET ARAYAN KADIN ÖĞRETMENİN BAŞINA GETİRİLENLER GÖRMEZDEN GELİNDİ