-
Hakan Muhtar
Tarih: 06-07-2026 18:10:00
Güncelleme: 06-07-2026 18:10:00
Bilim insanları yine boş durmamış. Japonya'dan öyle bir haber geldi ki, insan ister istemez "Artık bu dünyada doğal kalan ne var?" diye düşünüyor.
Evrensel yapay kan geliştiriliyormuş.
Öncelikle alkışlayalım. Gerçekten alkışlayalım. Çünkü bu, milyonlarca insanın hayatını kurtarma potansiyeline sahip çok önemli bir bilimsel gelişme. Acil durumlarda, afetlerde, savaşlarda, kan bulunamayan bölgelerde kullanılabilirse insanlık adına büyük bir adım olur. Bilim, işte tam da bunun için var.
Fakat haberi okuyunca benim aklım başka yere gitti:
Biz zaten uzun zamandır "yapay" bir hayatın içinde yaşamıyor muyuz?
Sabah kalkıyoruz, yapay tatlandırıcılı kahve...
Kahvaltıda; katkılı sucuk, katkılı salam, katkılı sosis...
Öğlen; yapay aromalı meyve suyu...
Domates desen çocukluğumuzdaki domates değil. Patates desen eskisi gibi kokmuyor. Çilek desen çilekten başka her şeye benziyor. Karpuzun tadı salatalıkla anlaşma yapmış. Salatalık zaten suyla ortaklık kurmuş. Tavuk dediğimiz ise civcivken birden bire üç haftada yenecek kadar büyüyüveriyor.
Bir tek fiyatlar doğal...
Onlar organik şekilde büyüyor!
Şimdi bunların arasına bir de yapay kan geliyor. Haydi hayırlısı…
Yakında doktor soracak:
"Kanınız doğal mı, premium yapay mı?"
YAPAY DÜNYAYA ÇOKTAN ADIM ATMIŞTIK
Sonra dönüp etrafıma bakıyorum.
Yapay kan daha laboratuvarda...
Ama yapay dudak, ooo o çoktan sokakta.
Dudak o kadar büyük ki, konuşurken önce kendisi geliyor, sahibi beş saniye sonra yetişiyor.
Yapay kirpikler desen... Hanımefendi gözünü kırpıyor, odadaki perdeler hareket ediyor. Kirpik değil, mübarek, mini güneşlik. Rüzgârlı havalarda trafik işaretleri dikkatli olmalı.
Daha pek çok implant...
O konuda yorum yapmayayım diyorum ama olmuyor. Eskiden insanlar "kalbi güzel olsun" derdi. Şimdi estetik merkezinin taksit seçenekleri hepsinden daha çok konuşuluyor.
Bir de filtreler var…
Telefon kamerası öyle bir çalışıyor ki, fotoğraftaki kişiyle nüfus cüzdanındaki kişi birbirine dava açabilir.
Gerçek hayatta tanıyamayabiliyorsun, o derece…
"Affedersiniz, fotoğraftaki hanımefendi evde mi?"
"Yok, o Instagram'da yaşıyor."
Eskiden insanlar birbirine "Nasılsın?" diye sorardı. Şimdi "Hangi uygulamayı kullanıyorsun?" diye soruyor.
Çünkü doğal fotoğraf paylaşmak cesaret işi oldu.
Burnun doğalsa açıklama yapmak zorundasın. Kaşın doğalsa insanlar şaşırıyor. Dudağın doğalsa "Kesin filtre vardır." diyorlar.
Doğallık, artık lüks oldu.
ŞİMDİ SIRA YAPAY AKILDA MI?
Yapay zekâ çıktı.
Başta çok sevindik.
Ardından tedirginlik başladı:
"Eyvah, işlerimizi elimizden alacak." dedik.
Sonra fark ettik ki...
Yapay zekâ gayet mantıklı konuşuyor. Ama asıl sorun bazı doğal zekâlarda başlamış. Demek ki teknoloji ilerledikçe sadece yapay zekâ değil... Bir de yapay akıl üretmek gerekecek.
Çünkü son yıllarda sosyal medyada öyle yorumlar görüyorum ki... Bilgisayar bile "Ben bu kadarını hesaplayamam." diyor.
Herkes birbirine bağırıyor. Kimse okumuyor. Kimse dinlemiyor. Ama herkes her konuda profesör:
Uzaya roket gönderilecek... Mahalledeki dayı anlatıyor.
Kalp ameliyatı yapılacak... Kasap yorum yazıyor.
Ekonomi konuşuluyor... Elektrikçi analiz yapıyor.
Futbol konuşuluyor... Herkes maşallah teknik direktör.
Deprem konuşuluyor... İnşaat görmemiş adam kolon hesabı yapıyor.
Yapay zekâya laf ediyoruz ama doğal aklın bakım zamanı çoktan gelmiş.
SAMİMİYETSİZLİĞİN MASKESİ
Bir de yapay samimiyet var.
"Canım kardeşim..." İki dakika sonra arkandan roman yazıyor.
"Her zaman yanındayım." Elektrik faturası için destek iste, telefon kapanıyor. "Allah razı olsun."
Borç isteyince internet çekmiyor. Ne güzel...
Duygular bile dijital filtre kullanmaya başlamış.
EKRANLARDAKİ YAPAYLIK
Reklamlara bakıyorum.
Herkes doğal.
Ama o kadar doğal ki...
Saç ek. Kirpik ek. Tırnak ek. Kaş ek. Dudak dolgu. Çene dolgu. Elmacık kemiği dolgu.
Botoks... Filtre… Photoshop…
Yapay ışık. Yapay gülümseme.
Bir tek, "Ben doğalım." cümlesi doğal söyleniyor.
YENİ SÜRÜM NESİL
Eskiden anneler "Çocuğum kanını bağışla, bir hayat kurtar." derdi.
Şimdi belki de diyecekler ki:
"Evladım, şarjın yüzde kaç?"
Teknoloji öyle ilerliyor ki, insan bazen kendini cep telefonu gibi hissediyor:
Güncelleme geliyor. Yama geliyor. Sürüm değişiyor. Pil bitiyor. Şarj değişimi gerekiyor.
Yakında insanlara da "Yeni sürümünüz yüklendi." bildirimi gelir diye korkuyorum.
YAPAY KAN HANGİ İMKANLARI GETİRİR?
Tabii işin şakası bir yana...
Evrensel yapay kan gerçekten çok kıymetli bir bilimsel çalışma.
Kan bulunamadığı için hayatını kaybeden insanların sayısı düşünüldüğünde, böyle bir teknolojinin başarıya ulaşması insanlık adına büyük bir kazanım olur.
Afet bölgelerinde... Ambulanslarda... Hava ambulanslarında... Savaş alanlarında... Uzak köylerde... Kan grubunun ne olduğu bilinmeyen acil hastalarda...
Belki de dakikaların bile önemli olduğu anlarda; binlerce, milyonlarca insanın hayatı kurtulacak.
İşte bilim böyle zamanlarda alkışı hak ediyor.
Çünkü bilim, gösteriş için değil; insan hayatını kolaylaştırmak için yapıldığında gerçek değerini buluyor.
YAPAYLIK ENDİŞESİ
Yine de içimde küçük bir korku yok değil.
Bugün yapay kan... Dün yapay zekâ... Önceki gün yapay et... Yarın yapay organ... Öbür gün yapay arkadaş... Sonra yapay sevgili...
Derken bir bakmışız, apartmanda tek doğal şey apartman yöneticisinin aidat zammı kalmış.
O da, her ay doğal olarak artıyor zaten!
Belki de gelecekte tanışmalar şöyle olacak:
"Memnun oldum."
-"Ben de."
"Kanınız?"
-"Yapay."
"Saç?"
-"Yapay."
"Dudak?"
-"Yapay."
"Kirpik?"
-"Yapay."
"Gülüş?"
-"Hollywood tasarımı."
"Peki doğal olan ne var?"
-"Vergi borcum..."
İşte o tamamen doğal!
Bilim ilerlesin, elbette ilerlesin.
İnsan ömrü uzasın. Hastalıklar azalsın. Kimse kan bulunamadığı için hayatını kaybetmesin.
Ama mümkünse, vicdanımız doğal kalsın. Merhametimiz doğal kalsın. Dostluğumuz doğal kalsın. Gülüşümüz doğal kalsın.
Çünkü yapay kan belki hayat kurtarır.
Ama yapay sevgi, yapay dostluk ve yapay akıl... Onların henüz laboratuvarda bile formülü bulunamadı.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- İSLAM DİNİ’NDEN BİHABER MUHABİRE YUSUF İSLAM’DAN TOKAT GİBİ CEVAP
- ÇİKOLATAYI AÇAN ANNE Mİ SUÇLU, YOKSA VİCDANINI KAPATAN ZİNCİR MARKETLER Mİ?
- SAĞLIKTA ÖNCÜ KURULUŞ KOÇ HASTANELERİ’NE SONSUZ TEŞEKKÜRLER
- REHA MUHTAR'IN VEFATINI DERİN BİR ÜZÜNTÜ İLE ÖĞRENDİM
- AKRAN ZORBALIĞI, 18 YAŞINDAKİ BİR GENCİ GÖZÜNDEN ETTİ
- HZ. ÖMER’İN (R.A.) İNSANLIĞA BIRAKTIĞI ADALET BEYANNAMESİ BİR FETİH’TEN ÇOK DAHA FAZLASIDIR
- HER MÜSLÜMAN ÇOCUĞUN KUR’AN-I KERİM’İ OKUMA VE ANLAMA HAKKI VARDIR
- İSTANBUL’DA NEFES ALMAK ARTIK ÜCRETLİ Mİ OLACAK?
- İSTANBUL KALDIRIMLARINDA CAN PAZARI: ŞEHİR ARTIK YAYANIN DEĞİL!
- TÜRKİYE’NİN KAYIP GENÇLİĞİ: 5 MİLYONUN SESSİZ ÇIĞLIĞI
- BOSCH REKLAMI MI KAMUDAKİ TORPİL Mİ?
- HAYATTA EN BÜYÜK ŞANS, İYİ BİR ÖĞRETMEN VE İYİ BİR DOKTORA DENK GELMEKTİR