escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Şimdi masaj salonum var

Beş yıldır oto tamir atölyeme gelen bir kadın müşterim var. Zamanla müşteri–esnaf ilişkisinden çıkıp neredeyse dost olduk. “Kızım” dediği, kırmızı bir Mercedes’i var. Aracının periyodik bakımlarını hiç aksatmaz; kazasını, küçük büyük hasarlarını bugüne kadar hep ben yaptım. Hizmetimden memnun olduğu için hâlâ bana gelir.

 

Her gelişinde kahve ısmarlarım. Oturur, sohbet ederiz. Siyasete meraklıdır; bilgili, zeki ve konuşurken insanı dinletmesini bilen bir kadındır. Sözü dinlenir, bakışı kendinden emindir.

 

Son zamanlarda pek uğrayamıyor. Arabasını şoförüyle gönderiyor, yapılacak işleri telefonda konuşuyoruz. Ücretimi de banka hesabıma havale ediyor. İşlerimiz yolunda, sohbetimiz eksik.

 

Bir gün, laf lafı açtı, ne işle uğraştığını sordum. Gülmeye başladı. Bu gülüşte alay yoktu; daha çok içinden taşan bir yorgunluk vardı.

 

“İçimden öyle geldi,” dedi. “Sen benim dostumsun. Sana güvenebilir miyim? Kardeşim olarak sır tutabilirsen mesleğimi anlatırım.”

 

“Bana güvenebilirsin,” dedim. “Sen benim için sadece iyi bir müşteri değil, aynı zamanda dost ve arkadaşımsın. Ekmek teknemsin. İhanet benden çıkmaz. Sırrın mezara kadar bende.”

 

Bir süre sustu. Sonra, sanki yıllardır içinde taşıdığı bir yükü yere bırakır gibi anlatmaya başladı:

 

“Genç kızlığımda, mahalleden tanıdığım, paranın içinde yüzen bir ablanın peşine takıldım. Uzak durmamı söyledi ama dinlemedim. Israr ettim, iş ortağı oldum. Yani eskortluğa girdim. Kısa süre sonra bir çetenin eline düştüm. İki yıl onların hesabına çalıştım. Buna rağmen bir araba ve küçük bir daire alabildim.

 

O süreçte çetelerin yöntemlerini, eskort piyasasını, polis baskınlarını ve en önemlisi bu işten nasıl kurtulabileceğimi öğrendim. Kendim için çalışmaya karar verdim ve ilk fırsatta kaçtım. İzimi kaybettirdim.

 

Bir süre tek başıma çalıştım. Ardından yanıma iki genç kadın aldım. Onlar da benimle çalışmaya başladı. Çete düzeni gibi değil; arkadaşlık, kâr ve pay ortaklığı diyelim. Bu işten iki daire parası kazandım. Artık ciddi parası olan bir iş kadınıydım.

 

Ama bu işte bir gelecek göremedim. ‘Elimdeki parayla ne yapabilirim?’ diye düşünmeye başladım. Araştırdım ve bizim işle akraba sayılabilecek bir alan keşfettim: masaj salonu işletmek.

 

Masaj salonları her semtte mantar gibi çoğalıyordu. Daha az riskli, daha yasal ve parası boldu. Kursları olduğunu öğrendim, kaydoldum. Üç ay eğitim aldım, masörlük belgemi aldım.

 

Bir dükkân kiraladım, internetten reklam verdim. Müşteri akını başladı. İnsanlar aç kardeşim… Bir kadınla konuşmaya, bir kadın tarafından dokunulmaya aç. Çoğu zaman mesele bundan ibaret.

 

Yarım saatlik masaj iki bin lira. Bir AVM’de on saat çalışsan alacağın günlük ücret en fazla bin lira. Şimdi işimin neden bu kadar cazip olduğunu anladın mı?”

 

Dayanamadım, araya girdim:

 

“Rahat ve paralı bir iş ama herkes yapamaz. Yanlış anlama; bizim toplum ar, namus der. Dışlanırsın, bedel ödersin. Aile meselesi var, ölüm var.”

 

Gülümsedi. O gülümsemede ne meydan okuma vardı ne de pişmanlık.

 

“Haklısın ama artık alıcısı var,” dedi. “O köprülerin altından çok sular aktı. Toplum eski köylü toplumu değil. Şehirler büyüdü, mega kentler oluştu. Beş on milyonluk şehirlerde yaşıyoruz.

 

Kadın erkek herkes sabah evinden çıkıyor; işe gidiyor, çarşı pazara uğruyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, sevgilileriyle buluşuyor. Kimin nereye gittiği, kiminle görüştüğü belli değil.

 

Bugünün gençliği evlenmeden önce sevişmeye, cinsel ilişkiye sıcak bakıyor. Bekâretin kutsallığını anlamsız bulan çok. Evlilikler azaldı; belki de hiç evlenemeyecek olanlar var. Seksin tadına bakmak, yaşamak istiyorlar. Yasaklar ve ayıplar onlar için ölüm kalım meselesi değil.

 

Dünya küçüldü. Sınırlar anlamsızlaştı. Bilgi anında paylaşılıyor. Herkes yaşadığını dünyayla paylaşıyor. ‘Bir daha mı geleceğim bu dünyaya?’ diyen bir kuşak var. Bireysellik uç noktalarda. ‘Bedenim benim’, ‘kimse karışamaz’ sözleri havada uçuşuyor. Erkeklere serbest olanın kadınlara haram sayılmasına itiraz ediyorlar.

 

Bu düşüncedeki genç kadınlar işsizlik ve para sıkıntısı yaşadığında eskortluğa yöneliyor. Kısa sürede para kazanıyor, eve çıkıyor, ev araba alıyorlar. Özellikle büyük şehirlerde bu çok yaygın.

 

Ama işin karanlık tarafı da var,” dedi ve sesi ilk kez çatladı. “Şizofreni gibi ağır hastalıkları olan, zihinsel yetersizlikleri bulunan, sahipsiz kızları çeteler sermaye gibi kullanıyor. Onları koruyan yok. O yolun sonu çoğu zaman dayak, hastalık ya da ölüm. Buna isyan ediyorum.

 

Sanma ki bu iş cazip bir hayat. Mecbur kalınmadıkça yapılacak iş değil. Günde sayısını bilmediğin, her yaştan, her gelir ve kültür grubundan insanla yakınlaşmak insanın ruhunu aşındırıyor. Zor bir yaşam. Parası iyi ama bir yerden sonra parayı da gözün görmüyor.”

 

Sustu. Atölyenin içinde motor yağı kokusu vardı. Bir süre ikimiz de konuşmadık.

 

O an şunu düşündüm: Herkesin bir hikâyesi var. Kimininki vitrinlerde parlıyor, kimininki karanlık arka sokaklarda yazılıyor. Biz çoğu zaman gördüğümüzle hüküm veriyoruz.

 

Kahveler bitmişti. Anahtarları tezgâha bıraktım.

 

“Araban hazır,” dedim.

 

Gülümsedi. Bu kez gülüşünde ne yorgunluk vardı ne de savunma. Sadece ayakta kalmış olmanın sessiz gururu.

 

Kapıdan çıkarken arkasından baktım. Eskiden eskort, şimdi masaj salonu işletmecisi… Ama hepsinden önce, bu şehrin öğüttüğü ama yok edemediği bir kadındı.

 

Ve şehir, her gün biraz daha büyürken onun gibileri sessizce üretmeye devam ediyordu.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 

Bu yazı 3248 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum