-
Osman Karadağ
Tarih: 30-06-2026 19:09:00
Güncelleme: 30-06-2026 19:14:00
Yazının 1. bölümü için tıklayınız
7. Antik DNA Bulguları ve Günümüz Halklarıyla Bağlantı
İskit/Saka topluluğunun kökeni, kimliği ve günümüz halklarıyla ilişkisi içinde yazılı kaynaklar, dilbilim, arkeoloji ve antik DNA verileri birbirinden ayrı ama birlikte okunmalıdır. Çünkü bu kanıt türlerinin her biri farklı bir kişiye cevap verir. Yazılı kaynaklar ve dil verileri, İskit/Saka dünyasında dilsel çevresini anlamayı yardım eder; arkeoloji, kültürel kalıplar ve yaşam biçimlerinin ortaya çıkması; DNA ise nüfus hareketlerini, biyolojik akrabalıklarını ve karışım süreçlerini gösterir. Ancak DNA verileri tek başına bir halkın dili, kültürü veya kimliği hakkında kesin hüküm vermez. Bu nedenle “Bugün hangi halk İskitlerin devamıdır?” soruya tek kelimeyle cevap vermek doğru değildir.
Son yıllarda yapılan antik DNA çalışmaları, İskit/Saka dünyasında homojen, tek kökenli ve kapsamlı bir topluluğun olmadığını açık biçimde göstermiştir. Unterländer ve arkadaşlarının 2017 tarihli çalışması, Avrasya bozkırının doğu ve batı bölgelerindeki İskit kültürüyle ilişkili bireyleri incelemiş; Bu gruplar arasında hem farklılaşma hem de belirgin gen dağılımları ortaya çıkıyor. Batı ve doğu İskit grupları, farklı oranlarda Yamnaya ile ilgili batı bozkır bağlantıları ile Doğu Avrasya birimlerinden oluşuyor. Bu tablo, İskit maddi zenginliklerdeki geniş benzerliğin tek bir biyolojik kökeninden değil; Hareketlilik, iletişim ve kültürel etkileşimle birlikte çalışan çok merkezli süreçlerden kaynaklandığını düşündürür.
Unterländer sürümünde kullanılan örnekler, bu çok merkezli yapıyı daha somut biçimde gösterir. Batı Avrasya tarafında Kuzey Kafkasya, Don-Volga bölgesi ve Pokrovka'daki erken Sarmat örnekleri; doğuda ise Doğu Kazakistan'daki Zevakino-Çilikta evresi, Tuva'daki Arzhan 2/Aldy Bel örnekleri, Minusinsk Havzası'ndaki Tagar kültürü ve Pazırık bölgelerinden gelen bireyler karşılaştırılmıştır. Bu sistemlerin, doğu ve batı İskit gruplarının bütünüyle tek bir merkezden elde edilmesinden çok, farklı birimler birimleri gruplar arasında sürekli iletişim ve gen verilerinin elde edildiği görülmektedir. Doğu İskitlerinde daha güçlü bir yerel süreklilik izlenirken, batı ve doğu arasındaki bağ, maddi kültürdeki benzerlik yalnızca fikir yayılımıyla değil, insan hareketliliğiyle de ortaya çıktığı ortaya çıkıyor.
Bu kişinin dikkat çekici yönlerinden biri de fenotipik belirtmekeçleri ihtiyatla ele alınmasıdır. HERC2, SLC24A5 ve SLC45A2 gibi pigmentasyonla sağlanan bazı türemiş hem doğu hem de batı örneklerinde görülmektedir. Laktaz devamlılığıyla desteklenir LCT bağlantıları düşük sıklıkta ve sınırlar biçiminde tespit edilmiştir. EDAR genindeki, Doğu Asya'da yüksek sıklıkta görülen bazı şifreler yalnızca sınırlı sayıda örnekte çalıştırılmaktadır. Bu veriler İskit/Saka dünyasındaki biyolojik çeşitliliğin mevcut olup olmadığını göstermek için saç, göz, on rengi veya tekil genetik belirteçlerden hareketle etnik kimlik bilgilerinin bilimsel olarak doğru değildir.
Gnecchi-Ruscone ve arkadaşlarının 2021 tarihli çalışması da Orta Asya bozkırındaki 111 antik bireysel genomik liberalleri inceleyerek Demir Çağı'nın başındaki bozkır gen kaynağının doğu, batı ve güneyden gelen karışımlarla yeniden şekillendiğini ortaya çıkardı. Bu bulgu, İskit döneminin yalnızca bir “yayılma” sürecinin olmaması; farklı yerel ve bölgesel nüfusların etkileşimiyle oluşan çok katmanlı bir bölgesel süreç olduğunu göstermektedir.
Andreeva ve arkadaşlarının 2025 yılında yayınlanan çalışması ise Kuzey Karadeniz'den Orta Don'a kadar uzanan ve “Büyük İskitya” olarak geniş bölümlerden oluşan 131 antik bireylerin DNA bölümleri incelendi. Bu araştırma, klasik Avrupa İskit dünyasının da kendi içinde homojen olmadığını ortaya koyuyor. Orta Don, Kuzey Pontik bozkırı, Kırım ve Kafkasya önü bozkırından gelen bireyler farklı genetik kümeler oluşturuldu. Erken ve klasik dönemde İskit yapılacakta Avrupa Tunç Çağı bozkırlarının güçlü olduğu; Sibirya, Doğu Asya veya doğrudan İran/Orta Asya ile ilgili bağlantılar ise bölgelere ve döneme göre değiştirildi. Bu nedenle “İranî bir dil konuşan İskitler” ifadesi dilsel-tarihsel bir oluşum olarak kullanılabilse de, genetik kökeni otomatik İran biçiminde, Orta Asya ya da tek bir ata yurduyla özdeşleştirmek doğru değildir.
Aynı çalışma, bazı seçkin İskit bireyleri arasında akrabalık uyumlu, grup içi evlilik yani endogami işlemlerini ve tedavi-genetik izi de tartışır. Özellikle kalıtsal fruktoz intoleransıyla zararlı bir zararlının eski örneklerinde saptanması, antik DNA'nın yalnızca göç ve köken tartışmalarına değil, eski toplumların sağlık koşullarında de katkı sağlayabileceğini gösterir. Bununla birlikte bu tür bulgular, İskitlerin tek başına sonuçlarının verileri değildir; kayıtlı kaynaklar, arkeoloji, dilbilim ve yerel bağlamayla birlikte değerlendirilmelidir.
Y-kromozomu kayıtlıda bazı İskit/Saka örneklerinde R1a, özellikle R1a1a-M417 noktasında öne çıkar. Ancak bu haplogrup geniş Avrasya bozkırında farklı diller konuşan bölümler arasında da tutuldukları için tek başına etnik bir etiket olarak kullanılamaz. Mitokondriyal DNA verileri ise H, U, T, K, J, C, D ve Z gibi çok farklı anne soylarını işaretler. Bu durum, İskit/Saka dünyasında özellikle anne soyları bakımından geniş bir çeşitlilik bulunduğunu düşündürür.
Bu genetik tablo, günümüz halklarıyla bağlantı sorununun de dikkatli ele alınması durumunu gösterir. Yazılı kaynaklar ve dil açısından en güçlü süreklilik çizgisi Sarmat-Alan hattı üzerinden Osetlere uzanıyor. İskit dili uzun metinlerle doğrudan belgelenmemiştir; bilgilerin daha çok komşu halkların aktardığı kişi, oğlan, tanrı ve yer adlarından çıkarılması. Bu reklamların önemli bir bölümü İranî dil çevresi ile ilişkilidir. Osetçe de İranî dilin doğu koluyla bağlantılıdır ve Alanların canlı ülkelerden biri kabul edilir. Bu nedenle Osetler, İskit-Sarmat-Alan çizgisinin çizgisinin ulaştığı en belirgin biçimde görülüyor. Ancak “Osetler bütün İskitlerin doğrudan ve tek torunlarıdır” yani aşırı bir basitleştirme olur.
Arkeoloji açısından “İskit” adı çoğu zaman tek bir halktan çok, geniş bir İskit-Sibirya kültür çevresini tanımlar. Kurgan mezarları, at gömüleri, hayvan üslubu sanatı, bileşik yay, ok uçları, kısa kılıçlar, at koşumları ve aristokratik mezar armağanları bu çevrenin başlıca unsurlarıdır. Fakat bu unsurlar tek başına modern bir halk devamlılığı göstermez. Aynı bozkır kültür kalıpları daha sonra Sarmatlar, Alanlar, Hunlar, Göktürkler, Kıpçaklar, Moğollar ve birçok Orta Asya topluluğu tarafından farklı biçimlerde sürdürülmüştür.
Bu nedenle arkeolojik açıdan İskit mirası yalnızca Osetlerle sınırlı değildir; Kazak, Kırgız, Tatar, Başkurt, Altay, Tuva, Karaçay-Balkar ve Nogay gibi Türk topluluklarının da içinde bulunduğu geniş Avrasya bozkır kültürüne karışmıştır. Ancak bu kültürel devamlılık doğrudan etnik özdeşlik anlamına gelmez. Türk bozkır halkları, İskit/Saka mirasının tek etnik devamından çok, onun şekillendirdiği bozkır kültür alanının sonraki mirasçılarıdır.
DNA açısından da tablo oldukça karmaşıktır. Bugünkü Kazaklar, Kırgızlar, Tatarlar, Başkurtlar, Altaylılar, Tuvalar ve diğer Orta Asya, İdil-Ural ve Sibirya halkları içinde İskit-Saka döneminden gelen bazı genetik katmanlar bulunabilir. Fakat bu halkların bugünkü genetik ve kültürel yapısı, İskitlerden sonra Hun, Göktürk, Uygur, Kıpçak, Moğol ve İslami dönem hareketleriyle yeniden şekillenmiştir. Bu yüzden genetik izler, doğrudan ve kesintisiz etnik devamlılık olarak yorumlanmamalıdır.
Unterländer ve arkadaşlarının modern nüfuslarla yaptığı karşılaştırmalar da bu nedenle dikkatli okunmalıdır. Batı İskit gruplarıyla genetik benzerlik gösteren çağdaş nüfuslar Kafkasya, Rusya ve Orta Asya’daki çeşitli topluluklar arasında görülürken, doğu İskit gruplarıyla benzerlik gösteren çağdaş grupların çoğunlukla Türk dili konuşan çağdaş bozkır toplulukları arasında yoğunlaştığı belirtilir. Ancak bu bulgu, doğu İskitlerinin doğrudan “Türk” olduğu ya da bugünkü Türk halklarının kesintisiz biçimde İskitlerin aynısı olduğu anlamına gelmez. Türk dillerinin geniş yayılışı daha geç tarihsel süreçlerle, özellikle Hun sonrası, Göktürk, Uygur, Kıpçak, Oğuz ve Moğol sonrası bozkır hareketleriyle bağlantılıdır.
Günümüz halklarıyla bağlantı genel olarak şöyle özetlenebilir: Osetler, dilsel-tarihsel devamlılık açısından en güçlü adaydır; Alanlar üzerinden İskit-Sarmat dil mirasının yaşayan temsilcisi sayılabilirler. Pamir İranîleri, Wakhi ve bazı Doğu İranî gruplar, geniş İranî dil ailesi bakımından akrabalık gösterir; ancak bütün İskitlerin doğrudan devamı olarak nitelendirilemez. Kazaklar, Kırgızlar, Altaylılar, Tuvalar, Tatarlar, Başkurtlar, Nogaylar ve benzeri Türk bozkır halkları ise bozkır kültürü ve kısmi genetik miras bakımından İskit/Saka dünyasıyla ilişkilidir; fakat dilsel olarak Türkîleşmiş ve sonraki birçok göç ile karışımdan geçmiş topluluklardır. Ukrayna, Güney Rusya ve Kuzey Kafkasya halklarında bölgesel, arkeolojik ve genetik izler bulunabilir; ancak doğrudan etnik süreklilik kurulamaz. Modern İranlılar, Tacikler ve diğer Farsça konuşan halklar ise geniş İranî dil ailesi üzerinden uzak bir akrabalık taşır; çünkü Persçe Batı İranî, İskit/Saka ise Doğu veya Kuzeydoğu İranî çevreyle ilişkilidir.
Sonuç olarak İskit/Saka dünyası, tek etnik kökenli ve homojen bir halktan çok, ortak bir yaşam biçimi, savaş teknolojisi, hayvan üslubu, kurgan ritüeli ve aristokratik sembol dili etrafında birleşmiş geniş bir bozkır kültür-politik sistemi olarak anlaşılmalıdır. Bu dünyanın dilsel çekirdeği büyük ölçüde İranî çevreyle ilişkilidir; arkeolojik kültürü Avrasya bozkırının ortak göçebe-savaşçı düzenine özgüdür; genetik yapısı ise batı ve doğu bozkır bileşenlerinin değişen oranlarda karıştığı çok merkezli bir tablo sunar. Bu nedenle genetik benzerlik, kültürel miras ve dilsel devamlılık her zaman ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
8. Komşu Uygarlıklarla İlişkiler
İskitler, bozkırın yalıtılmış halkları değildi. Aksine, eski dünyanın büyük yerleşik uygarlıklarıyla sürekli ilişki içindeydiler. Bu ilişkiler zaman zaman ticaret, zaman zaman savaş, zaman zaman diplomasi, zaman zaman da kültürel etkileşim biçiminde ortaya çıktı.
Grek kolonileriyle ilişkiler özellikle Karadeniz'in kuzeyinde yoğunlaştı. Grek kolonileri, İskit dünyasının Akdeniz'e açılan ticari kapılarıydı. Tahıl, balık, hayvan ürünleri, deri, köle ve metal ticareti bu ilişkinin ekonomik temelini oluşturuyordu. Grek sanatkarları, İskit aristokrasisinin zevkine uygun eserler üretti. Bu yüzden bazı İskit altın eserlerinde Grek teknik ustalığı ile bozkır ikonografisi bir araya gelmektedir.
Perslerle ilişkiler ağırlıklı olarak imparatorluk sınırları ve askeri çatışmalar üzerinden şekillendi. Darius’un İskit seferi, bozkır savaş tarzının yerleşik imparatorluk orduları karşısındaki stratejik avantajlarını gösteren önemli bir örnek olarak değerlendirilir. Pers ordusu, İskitlerin doğrudan savaşmaktan kaçınan, geri çekilerek yıpratan ve coğrafyayı savunma aracına dönüştüren taktikleri karşısında ciddi güçlüklerle karşılaştı.
Asur, Urartu ve Med dünyasıyla ilişkiler, İskitlerin Kafkaslar üzerinden Önasya'ya indikleri dönemde belirginleşti. MÖ 7. yüzyılda Kimmerler ve İskitler, Yakındoğu'nun güç dengelerini sarstı; Asur diplomasisi bu kuzeyli savaşçı topluluklarla ittifak ya da mücadele ilişkileri kurmak zorunda kaldı.
Orta Asya'da Sakalar; Ahameniş İmparatorluğu, Baktria, Soğdiana, Hint-İran dünyası ve daha sonra Helenistik krallıklarla temas halinde oldu. İskit/Saka hareketleri kuzeybatı Hindistan tarihini de etkiledi; Hint-Saka politik oluşumları bu uzun bozkır hareketliliğinin geç dönem sonuçlarından biri haline geldi. Doğu bozkırda ise Saka/İskit çevreleri, Yüeçiler, Wusunlar, Hun öncesi ve Hun dönemine uzanan hareketlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu ilişki ağı, Avrasya bozkırının Çin sınırlarından Karadeniz'e kadar birbirine bağlı bir tarihsel alan olduğunu açıkça ortaya koyar.
9. Toplum Yapısı, Ekonomi, Yaşam Biçimi ve İnanç Dünyası
İskit toplumu genellikle atlı-göçebe aristokrasi bağlamında anlaşılır. Ancak bu toplumu yalnızca savaşçılardan ibaret görmek eksik bir yaklaşım olur. İskit dünyasında hayvancılık, mevsimsel göç, ticaret, zanaat, ritüeller, aile yapısı, toplumsal hiyerarşi ve ölüm anlayışı birbiriyle iç içe geçmiş durumdaydı. Bu nedenle İskit yaşam biçimini yalnızca askerî hareketlilik üzerinden değil, ekonomik, toplumsal ve inançsal boyutlarıyla birlikte değerlendirmek gerekir.
At, İskit yaşamının merkezinde yer alıyordu. Savaşta hareket üstünlüğü sağlıyor, göç sırasında temel ulaşım aracına dönüşüyor, ekonomik değer taşıyor ve mezar ritüellerinde statü göstergesi işlevi görüyordu. Atlı okçuluk, İskitlerin askerî gücünün temelini oluşturuyordu. Bu savaş tarzı, yerleşik uygarlıkların ağır piyadesine veya kalabalık düzenli ordularına karşı farklı ve etkili bir stratejik mantık geliştirmişti. Bozkırın geniş coğrafyasında hız, manevra kabiliyeti ve uzaktan vurma becerisi, İskitlerin askerî üstünlüğünün başlıca unsurları arasındaydı.
İskit toplumunda aristokratik hiyerarşi belirgindi. Büyük kurganlar, seçkinlerle sıradan insanlar arasındaki farkı açık biçimde yansıtır. Zengin mezar armağanları, altın süslemeler, çok sayıda at gömüsü ve özel mezar odaları, güçlü bir yönetici ve savaşçı sınıfın varlığına işaret eder. Bu durum, İskit toplumunun yalnızca gevşek göçebe topluluklardan oluşmadığını; statü, güç ve zenginlik farklarının belirgin olduğu bir toplumsal düzene sahip bulunduğunu gösterir.
Kadınların konumu konusunda da dikkat çekici veriler mevcuttur. Bazı kurganlarda silahlarla gömülmüş kadınlara rastlanması, bozkır toplumlarında kadınların yalnızca ev içi rollerle sınırlı olmadığını düşündürür. Greklerin Amazon anlatıları ile bozkırdaki savaşçı kadın mezarları arasında dikkatli fakat düşündürücü bağlantılar kurulmuştur. Bununla birlikte her silahlı kadın mezarını doğrudan “Amazon” efsanesinin kanıtı saymak doğru değildir. Daha sağlıklı yaklaşım, bozkır toplumlarında bazı kadınların yüksek statüye, ritüel öneme veya savaşçı kimliğe sahip olabildiğini kabul etmektir.
İskit ekonomisi yalnızca hayvancılığa dayanmıyordu. Hayvancılık ve mevsimsel göç, yaşam biçiminin temelini oluştursa da Karadeniz’in kuzeyinde tarım yapan ya da tarımsal üretimle ilişkili topluluklar da vardı. Grek kolonileriyle yürütülen tahıl ticareti, İskit seçkinlerinin zenginleşmesinde önemli bir rol oynamış olabilir. Bunun yanında metal işçiliği, deri, keçe, tekstil ve ahşap zanaatları da İskit/Saka dünyasının maddi kültürünü oluşturan başlıca unsurlar arasındadır.
İskitlerin inanç dünyasını doğrudan kendi yazılı metinlerinden öğrenmek mümkün değildir. Bununla birlikte Herodotos’un anlatıları, mezar buluntuları, sanat eserleri ve kurgan ritüelleri bazı önemli ipuçları sunar. Herodotos, İskit tanrılarından söz ederken onları Grek tanrılarıyla karşılaştırarak açıklar. Ancak bu yöntem, Greklerin yabancı tanrıları kendi panteonlarıyla eşleştirme alışkanlığını yansıttığından dikkatli değerlendirilmelidir. Bu nedenle Herodotos’un aktardığı bilgiler değerli olmakla birlikte, doğrudan ve tarafsız bir İskit inanç sistemi kaydı olarak görülmemelidir.
Kurgan mezarları, İskit ölüm anlayışının en güçlü göstergesidir. Ölen seçkin kişinin silahları, atları, süs eşyaları, kapları ve zaman zaman hizmetkarlarıyla birlikte gömülmesi, ölümden sonra da statünün ve yaşam biçiminin süreceğine ilişkin bir inancı yansıtır. At gömüleri bu bağlamda özellikle önemlidir. At, yalnızca dünyevi yaşamda değil, öte dünya yolculuğunda da seçkin kişinin gücünü, hareketliliğini ve aristokratik konumunu simgeleyen bir varlık olarak karşımıza çıkar.
Mumyalama ve beden koruma uygulamaları özellikle Pazyryk gibi donmuş mezarlarda dikkat çeker. Bu mezarlarda korunan bedenler, giysiler, at koşumları, dövmeler ve sanat eserleri, İskit/Saka dünyasının ritüel ve sembolik zenginliğini görünür kılar. Dövmeler, bedenin yalnızca biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda kimliksel ve ritüel anlam taşıyan bir yüzey olarak algılandığını düşündürür. Hayvan figürlü dövmeler ve sanat eserleri; insan ile hayvan, savaşçı ile avcı, yırtıcı ile kurban arasındaki sembolik ilişkileri yansıtır.
İskit sanatında önemli bir yer tutan hayvan üslubu da yalnızca süsleme amacı taşıyan dekoratif bir gelenek olarak değerlendirilmemelidir. Yırtıcı hayvanların avlarına saldırdığı mücadele sahneleri, doğanın döngüsü, güç aktarımı, ölüm ve yeniden doğuş gibi kavramlarla ilişkilendirilebilir. Bu bakımdan İskit sanatı, bir “bozkır estetiği” olduğu kadar, aynı zamanda bir dünya görüşünün ifadesidir.
Cunliffe’in çalışmasında geçen Hint-İranî ya da Indo-Iranian benzerlikler de bu bağlamda dikkatle anlaşılmalıdır. Bu tür ifadeler, İskitlerin modern anlamda “İranlı” veya “Pers” olduğu anlamına gelmez. Daha çok bazı tanrı adları, kozmolojik yapılar, ritüel unsurlar ve bozkır inanç sistemleri ile daha geniş Hint-İranî gelenekler arasında kurulabilecek karşılaştırmalı bağlantılara işaret eder. Dolayısıyla dinî motiflerdeki benzerlikler, tek başına etnik kimlik kanıtı olarak değil, Avrasya bozkırında ortak ya da komşu kültürel havzaların izleri olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak İskit toplumu; atlı savaşçılık, aristokratik hiyerarşi, hayvancılık, ticaret, zanaat, kadınların değişken toplumsal rolleri, ölüm ritüelleri ve sembolik sanat anlayışıyla çok katmanlı bir bozkır uygarlığı görünümü sunar. Bu dünya, yalnızca askerî başarılarıyla değil, maddi kültürü, ritüel düzeni ve inanç sistemleriyle de Avrasya tarihinin en dikkat çekici örneklerinden biridir.
10. İskitlerin Mirası: Sarmatlar, Alanlar ve Bozkır Geleneği
İskitlerin tarih sahnesindeki ağırlığı MÖ 1. binyılın sonlarına doğru azalmaya başlamıştır. Karadeniz'in kuzeyinde Sarmatlar giderek daha etkili hale gelmiştir. Sarmatlar ve onların devamı içinde değerlendirilen Alanlar, İranî bozkır mirasının önemli sonraki temsilcileridir. Alanların Kafkasya, Doğu Avrupa, dahası Batı Avrupa tarihindeki izleri, İskit sonrası bozkır hareketliliğinin uzun süre devam ettiğini gösterir.
İskitlerin mirası yalnızca Sarmat-Alan çizgisiyle sınırlı değildir. Onların geliştirdiği atlı savaş tarzı, bozkır aristokrasisi, kurgan geleneği, hayvan üslubu ve hareketli savaş stratejisi; daha sonraki Hun, Türk ve Moğol bozkır gelenekleriyle karşılaştırmalı olarak incelenebilir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir: Benzer bozkır yaşam biçimleri, doğrudan etnik süreklilik anlamına gelmez. İskitlerden Türklere ya da Moğollara kesintisiz bir soy çizgisi kurmak bilimsel açıdan sorunludur. Bununla birlikte bozkır ekolojisinin, atlı savaş teknolojisinin ve göçebe politik örgütlenmenin uzun süreli yapısal benzerlikler ürettiği açıkça görülür.
İskitlerin en kalıcı mirası, Avrasya bozkırını dünya tarihinin kenarında değil, merkezi bağlantı alanlarından biri olarak görmemizi sağlamalarıdır. Onlar; Grek dünyası ile Orta Asya, Pers İmparatorluğu ile kuzey bozkırları, Önasya ile Kafkasya, Çin sınırları ile Batı Avrasya arasında hareket eden geniş bir tarihsel sistemin kurucu parçalarından birini oluşturur.
11. Türkçe Literatürde İskit/Saka Araştırmaları
Türkçe literatürde İskitler/Sakalar üzerine yapılan çalışmalar farklı yaklaşımlar içerir. Bazı araştırmalar İskitleri Türk tarihinin erken temsilcileri arasında değerlendirirken, bazıları onları Anadolu, Önasya, Pers, Orta Asya ve Avrasya bozkırları bağlamında karşılaştırmalı biçimde ele alır. Bu çalışmalar, İskit/Saka meselesinin yalnızca Batı literatüründeki dilbilimsel tartışmalarla sınırlı olmadığını; Türk tarih yazımında da geniş bir karşılığı bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Abdülhaluk M. Çay ve İlhami Durmuş’un “İskitler” başlıklı çalışması, İskit/Saka adlandırmalarını, köken meselesini, göç yollarını ve yayıldıkları coğrafyayı Türk tarihçiliği açısından değerlendiren kapsamlı bir incelemedir.
Ferit Baz’ın “Anadolu’da Bozkır Kökenli Toplumlar: Kimmerler ve İskitler” adlı bölümü, Kimmer ve İskitlerin Anadolu, Doğu Anadolu, İran, Asur, Med, Babil, Pers ve Makedonya dünyasıyla ilişkilerini özetleyen yararlı bir giriş çalışmasıdır.
Fatih Şengül’ün “Homeros’a Göre Kimmer Kavim Adı Etimolojisi” başlıklı makalesi, Kimmer adını Homeros’taki “sis, karanlık ve duman” tasviriyle ilişkilendiren tartışmalı bir etimolojik yorum sunar.
M. Taner Tarhan’ın “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler” başlıklı çalışması, Kimmer ve İskitleri Eskiçağ Türk tarihinin erken unsurları arasında değerlendiren Türk tarih yazımı örneklerinden biridir.
Turgay Kürüm’ün “İskitler Üzerine – Avrasya’da Runik Yazı” adlı çalışması, Esik Kurganı, runik yazı, kımız geleneği ve defin uygulamaları üzerinden İskitlerle Türk bozkır kültürü arasında bağlantı kurmaya çalışır.
Bahaeddin Ögel’in İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi adlı eseri, doğrudan İskit monografisi olmamakla birlikte Orta Asya arkeolojisi, eski Türk kültürü, inançları ve yaşam biçimi açısından karşılaştırmalı bilgiler sunar.
Zeki Velidi Togan’ın Umumî Türk Tarihine Giriş adlı eseri, Sakalar ve erken bozkır topluluklarına yaptığı atıflar nedeniyle klasik Türk tarihçiliği içinde önemli bir başvuru kaynağıdır.
Muzaffer Duran’ın “Pers (Akhaimenid) Bağlamında Sakalar” başlıklı makalesi, Saka-Pers ilişkilerini Akhaimenid kitabeleri, Asur belgeleri, Yunan kaynakları, rölyefler ve kurgan buluntuları ışığında inceleyen önemli bir çalışmadır.
Muzaffer Demir’in “Herodotos ve Yabancı Kültürler: Mısır Örneği” adlı makalesi, doğrudan İskitleri konu almasa da Herodotos’un yabancı toplumları anlatma yöntemini anlamak için yararlı bir metodolojik çerçeve sunar.
Ferit Baz’ın “Herodotos’un Anlatımına Göre, İskitlerin Kimmerleri Takip Meselesi” başlıklı makalesi, Herodotos’un İskitlerin Kimmerleri takip ettiği yönündeki anlatısını tarihsel ve kaynak eleştirisi açısından sorgular.
İbrahim Tellioğlu’nun “Kimmer ve İskit Göçlerinin Doğu Anadolu Bölgesindeki Etkileri” adlı makalesi, Kimmer ve İskit hareketlerinin Urartu, Asur ve Doğu Anadolu üzerindeki etkilerini ele alır.
Zekiye Tunç’un “Kafkasya’dan Önasya’ya Kimmer-İskit Göçleri” adlı çalışması, Kimmer ve İskitlerin Kafkas geçitleri üzerinden Önasya’ya yönelen göç hareketlerini açıklar.
Şerife Nogay ve L. Gürkan Gökçek’in “Kimmerler ve İskitlerin Anadolu’ya Akınları ve Sonuçları” adlı makalesi, Kimmer-İskit akınlarının Anadolu’daki siyasal ve tarihsel sonuçlarını özetleyen güncel bir çalışmadır.
Özhan Öztürk’ün “İskitler: İskit tarihi, İskit kültürü, İskit kabileleri, İskit genetiği” başlıklı metni, İskit/Saka topluluklarını tarih, coğrafya, kültür, kabile yapısı, arkeoloji ve genetik bulgular açısından tanıtan derleyici bir çalışmadır.
Tuğba Yılmaz’ın “İskitler: Siyasi ve Kültürel Tarih” adlı çalışması, İskitlerin göçlerini, siyasi ilişkilerini, idari yapısını, askerî teşkilatını, inançlarını, geleneklerini ve sanatını birlikte değerlendiren kapsamlı bir incelemedir.
İlhami Durmuş’un “Massagetler” başlıklı çalışması, Massagetleri İskit/Saka dünyasının doğu kanadı içinde değerlendirerek adlandırma, coğrafya, köken, siyasi tarih ve kültürel özellikler bakımından inceler.
Hikmet Kıvılcımlı’nın Tarih Devrim Sosyalizm adlı eseri, İskitleri doğrudan merkeze almamakla birlikte bozkır halklarının yerleşik uygarlıklarla ilişkisini tarihsel materyalist bir çerçevede yorumlar.
Saadettin Gömeç’in “İskitler ve İskitler Hakkında” başlıklı makalesi, İskitleri eski Türk tarihi, bozkır kültürü ve Kök Türk-Uygur yazıtları bağlamında ele alan Türk tarihçiliği örneklerinden biridir.
Sonuç olarak, Türkçe literatürdeki İskit/Saka çalışmaları üç ana grupta değerlendirilebilir: Birinci grup, İskitleri Türk tarihi içinde konumlandıran tarih yazımı örnekleridir. İkinci grup, Kimmer-İskit göçlerini Anadolu, Önasya ve Pers dünyası bağlamında inceleyen çalışmalardır. Üçüncü grup ise Herodotos, Grek kaynakları, kültür tarihi, tıp, arkeoloji ve genetik gibi farklı alanlardan İskit dünyasını açıklamaya çalışan derleyici veya metodolojik çalışmalardır. Bu literatür makaleye dahil edilirken, özellikle köken ve dil konularında kesin yargılardan kaçınılmalı; Türkçe literatürdeki görüşler güncel arkeolojik, dilbilimsel ve antik DNA araştırmalarıyla birlikte dengeli biçimde değerlendirilmelidir.
12. Tartışmalı İddialara Yanıt ve Yöntemsel Netleştirme
İskit/Saka topluluklarının kökeni tartışmalarında en yaygın metodolojik yanılgı; dil, kültür, genetik ve modern etnik kimliği aynı düzlemde ele almaktır. Bu alanlar birbirinden ayrıştırılmadığında tartışma kaçınılmaz olarak kavramsal karışıklığa dönüşür.
Dilbilimsel veriler açısından bakıldığında, hakim akademik uzlaşı İskit/Saka topluluklarının İranî dil ailesine, özellikle Doğu ya da Kuzeydoğu İranî kola bağlı olduğu yönündedir. Bu sonuç, antik kaynaklarda korunan kişi adları, boy adları ve yer adlarının karşılaştırmalı dilbilim yöntemleriyle çözümlenmesine dayanır. Alternatif görüşler bütünüyle yok değildir; ancak mevcut filolojik verilerin ağırlığı, İranî bağlantıyı bugün için en savunulabilir konum haline getirir.
Bununla birlikte dilsel İranîlik, İskit dünyasının genetik, kültürel ya da politik bakımdan tek kökenli ve homojen olduğu anlamına gelmez. Bozkır topluluklarının hareketliliği, geniş coğrafyalara yayılması ve farklı halklarla kurduğu ilişkiler dikkate alındığında, dil ile soy; kültür ile kimlik arasındaki ilişkinin doğrusal değil, karmaşık olduğu görülür.
“İskitlerin İranî olduğu iddiası Batılıların uydurmasıdır” biçimindeki savunma bilimsel açıdan yeterli değildir. Bir tezin değeri, onu kimin dile getirdiğiyle değil, hangi kanıtlara dayandığıyla ölçülür. İskit/Saka dilinin İranî çevreyle ilişkilendirilmesi yalnızca “Batılı tarihçi kanaati” değil; antik adların dilbilimsel çözümlemesine, İranolojiye, Kafkasya ve Orta Asya araştırmalarına dayanan bir yorumdur. Öte yandan bu sonuç, Türk tarihini küçültmez. Türklerin Avrasya bozkırındaki varlığı Hun, Göktürk, Uygur, Kıpçak, Oğuz ve diğer Türk toplulukları üzerinden zaten güçlü biçimde belgelenmiştir.
“İskitler Türklerle akraba değildi demek dezenformasyondur” iddiasında ise “akrabalık” kavramı açıklığa kavuşturulmalıdır. Dilsel akrabalık bakımından İskit/Saka dili için güçlü Türkçe kanıt bulunmaz; ana literatür İranî çevreyi öne çıkarır. Genetik temas ya da karışım bakımından ilişki vardır; fakat bu ilişki tek yönlü değildir, çünkü İskitler zaten karma bir bozkır nüfusunu temsil eder. Kültürel-bozkır mirası bakımından ise bağlantı güçlüdür: atlı savaş, kurgan, hayvan üslubu, yay, aristokratik savaşçı kültür ve hareketli savaş taktikleri daha sonraki Türk bozkır gelenekleriyle anlamlı biçimde karşılaştırılabilir.
“Arkeolojik benzerlikler İskitlerin Türk olduğunu kanıtlar” ifadesi de tek başına yeterli değildir. Arkeoloji etnik kimliği doğrudan kanıtlamaz. Kurgan, at gömüsü, ok-yay, hayvan üslubu ve savaşçı aristokrasi gibi unsurlar Avrasya bozkırında farklı diller konuşan topluluklar arasında paylaşılmıştır. Bu unsurlar Türklerde de, İranî bozkır topluluklarında da, daha sonra Moğol çevrelerinde de görülebilir. Bu nedenle “kurgan var, at var, hayvan üslubu var; o halde Türk’tür” demek bilimsel olarak eksik olduğu gibi; “dilsel İranîlik var; o halde Türklerle hiçbir ilgisi yoktur” demek de aynı ölçüde yetersizdir.
Genetik veriler de modern kimlik tartışmalarına doğrudan cevap vermez. Antik DNA, bir topluluğun biyolojik karışımını gösterir; hangi dili konuştuğunu ya da kendisini nasıl tanımladığını tek başına ortaya koymaz. Son çalışmalar, İskit/Saka dünyasının tek kökenli olmadığını; batı bozkır mirası, Doğu Avrasya bileşenleri ve yerel Orta Asya unsurlarının farklı bölgelerde değişen oranlarda karıştığını göstermektedir. Bu nedenle DNA üzerinden “İskitler kesin olarak Türk’tür” ya da “Türklerle hiçbir ilgileri yoktur” gibi sonuçlara varmak doğru değildir.
Hunlar, Kırgızlar, Tatarlar, Uygurlar ve diğer Türk halklarıyla ilgili tartışmalar da aynı ayrımla ele alınmalıdır. Kırgızca, Tatarca, Uygurca, Kazakça, Özbekçe, Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi gibi dillerin Türk dilleri ailesinden olduğu kabul edilir. Hunlar meselesi ise daha karmaşıktır; Avrupa Hunları, Xiongnu, Türkler, Moğollar ve bozkır konfederasyonları arasındaki ilişki tartışılmaya devam etmektedir. Erken bozkır konfederasyonlarının çoğu zaman çok dilli ve çok etnili yapılar olduğu unutulmamalıdır.
Altay kuramı da İskit tartışmasından ayrı değerlendirilmelidir. Bu kuram, Türkçe, Moğolca ve Tunguzca gibi dillerin ortak bir atadan gelip gelmediğine ilişkin dilbilimsel bir tartışmadır. Kuramın kabul görüp görmemesi “Türkler Moğoldur” sonucunu doğurmaz. Günümüzde birçok dilbilimci, Türkçe ile Moğolca arasındaki benzerlikleri ortak kökten çok uzun süreli temas ve ödünçlemelerle açıklar. Altay kuramının tartışmalı olması ise İskit dilinin Türkçe olduğunu kanıtlamaz; bunlar ayrı meselelerdir.
Altay kuramı, Türkçe, Moğolca, Tunguzca; bazı araştırmacılara göre ise Korece ve Japoncanın da, çok eski dönemlerde konuşulmuş ortak bir "Ana Altayca" dilinden türediğini ileri süren dilbilim kuramıdır. Ancak günümüzde bu kuram genel kabul görmez. Dilbilimcilerin çoğu, bu diller arasındaki benzerliklerin ortak bir atadan gelmekten çok, uzun süreli coğrafi komşuluk, kültürel etkileşim ve ödünçleme yoluyla oluştuğunu düşünür.
Bu tartışmalarda en dengeli çerçeve şudur: İskitleri “Türk değildir, Türklerle hiçbir ilgisi yoktur” diyerek bütünüyle koparmak da; “tamamı Türk’tür” diyerek modern kimliğe doğrudan bağlamak da hatalıdır. Yazılı kaynaklar ve dil verileri İranî bağlantıyı; arkeoloji ortak bozkır kültürünü; DNA ise çok kökenli ve karışık bir Avrasya nüfus yapısını işaret eder.
Sonuç: Tek Bir Kavimden Çok Bir Avrasya Bozkır Ufku
İskitler, Eskiçağ tarihinin yalnızca savaşçı ve göçebe bir topluluğu değildir. Onlar, Avrasya bozkırının MÖ 1. binyıldaki büyük kültürel, askerî ve politik dönüşümünü temsil eder. Kurganları, at gömüleri, altın eserleri, hayvan üslubu sanatı, dövmeli mumyaları, savaş taktikleri ve geniş coğrafi hareketlilikleriyle İskitler, bozkır tarihini dünya tarihinin merkezine taşır.
İskitleri anlamak için üç indirgemeden kaçınmak gerekir. Birincisi, onları yalnızca Karadeniz'in kuzeyindeki dar bir topluluk olarak görmek yanlıştır. İskit/Saka dünyası, Altay'dan Tuna'ya, Hazar'dan Orta Asya'ya uzanan geniş bir Avrasya ufkudur. İkincisi, onları modern anlamda tek ve homojen bir ulus gibi düşünmek yanlıştır. İskit dünyası, farklı boylar, yerel kültürler, dilsel akrabalıklar ve genetik karışımlardan oluşur. Üçüncüsü, onları modern kimlik tartışmalarının içine doğrudan yerleştirmek bilimsel dengeyi bozar. İskitler, modern ulus kategorilerinden çok daha eski, çok daha hareketli ve çok daha karmaşık bir bozkır gerçekliğinden gelir.
En dengeli değerlendirme şöyle yapılabilir: İskit/Saka topluluklarının çekirdek dil kimliği büyük ölçüde İranî, özellikle Doğu İranî çevreyle ilişkilidir. Arkeolojik bakımdan İskitler, Avrasya bozkırının ortak atlı-göçebe kültürünü temsil eder. Genetik bakımdan ise doğu ve batı bozkır unsurlarının değişen oranlarda karıştığı, tek merkezli olmayan bir nüfus yapısı sergilerler. Kültürel bakımdan onları tanınır kılan unsurlar; kurgan mezarlar, atlı savaşçılık, hayvan üslubu sanatı, aristokratik statü nesneleri ve bozkırın geniş coğrafyasını ustalıkla kullanma becerisidir.
Türk tarihiyle ilişkileri bakımından İskitler/Sakalar; doğrudan ve bütünüyle "Türklerin atası" olarak tanımlanamayacak kadar karmaşık, fakat Türklerin tarih sahnesine çıktığı Avrasya bozkır dünyasından koparılamayacak kadar da yakın bir tarihsel çevredendir. Dil bakımından İranî bağlantıları güçlüdür; arkeolojik ve kültürel bakımdan ise daha sonraki Türk bozkır gelenekleriyle dikkat çekici süreklilik ve benzerlikler sergilerler. Bu nedenle İskitleri Türk tarihinin doğrudan etnik başlangıcı değil, Türklerin de mirasçısı olduğu geniş Avrasya bozkır uygarlığının erken ve kurucu halkalarından biri olarak değerlendirmek en dengeli yaklaşımdır.
Günümüz halklarıyla bağlantı bakımından da aynı denge korunmalıdır. İskitlerin yaşayan en belirgin dilsel-tarihsel devamı Osetlerde aranabilir; fakat kültürel ve kısmi genetik mirası Osetlerle sınırlı değildir. Kazaklar, Kırgızlar, Altaylılar, Tuvalar, Tatarlar, Başkurtlar, Nogaylar, Karaçay-Balkarlar, Kuzey Kafkasya halkları, Orta Asya ve İdil-Ural toplulukları; İskit/Saka dünyasının şekillendirdiği geniş Avrasya bozkır mirasının farklı katmanlarını taşır. Bu miras, doğrudan ve saf bir soy çizgisi değil; dil, kültür, genetik, coğrafya ve tarihsel temasların iç içe geçtiği çok katmanlı bir birikimdir.
İskitler, "kimdiler?" sorusuna tek kelimelik bir yanıta sığmaz. Onlar, Avrasya'nın açık ufkunda hareket eden; yerleşik imparatorlukları zorlayan; Grek, Pers, Asur, Urartu, Med, Çin ve Orta Asya dünyalarıyla temas kuran; arkalarında yazılı metinlerden çok mezarlar, sanat eserleri ve genetik izler bırakan büyük bir bozkır uygarlığı çevresidir. İskitleri anlamak, yalnızca bir topluluğu anlamak değil; Avrasya tarihinin hareket, temas, savaş, ticaret ve kültürel karışım üzerine kurulu derin yapısını kavramaktır.
Kaynakça (Seçme)
Andreeva, T. V., Soshkina, A. D., Gusev, F. E., Malyarchuk, A. B., Dotsenko, G. S., Dudko, N. A., … Rogaev, E. I. (2025). Genetic history of Scythia. Science Advances, 11(30), eads8179. https://doi.org/10.1126/sciadv.ads8179
Baz, F. (2018). Anadolu’da bozkır kökenli toplumlar: Kimmerler ve İskitler. K. Köroğlu (Ed.), Eski Anadolu tarihi içinde (ss. 127–153). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi.
Coşğun, S. (2013). İsmail Gezgin, Aynadaki Herodotos: Herodotos’u yeniden düşünmek. Turkish History Education Journal, 2(2), 200–211.
Cunliffe, B. (2019). The Scythians: Nomad warriors of the steppe. Oxford, England: Oxford University Press.
Duran, M. (2019). Pers (Akhaimenid) bağlamında Sakalar. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 21(3), 731–761. https://doi.org/10.16953/deusosbil.496567
Durmuş, İ. (1996). Massagetler. Bilig, 3, 86–91.
Durmuş, İ. (1997). Anadolu’da Kimmerler ve İskitler. Belleten, 61(231), 273–286.
Durmuş, İ. (2008). İskitler (Sakalar). Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Gnecchi-Ruscone, G. A., Khussainova, E., Kahbatkyzy, N., Musralina, L., Spyrou, M. A., Bianco, R. A., … Jeong, C. (2021). Ancient genomic time transect from the Central Asian Steppe unravels the history of the Scythians. Science Advances, 7(13), eabe4414. https://doi.org/10.1126/sciadv.abe4414
Gömeç, S. (2013). İskitler ve İskitler hakkında. Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, 21, 1–6.
Herodotus. (1942). Herodotus: On the Scythians. F. R. B. Godolphin (Ed.), The Greek historians içinde (ss. 129–149). New York, NY: Random House.
Minns, E. H. (1913). Scythians and Greeks: A survey of ancient history and archaeology on the north coast of the Euxine from the Danube to the Caucasus. Cambridge, England: Cambridge University Press.
Ögel, B. (2020). İslamiyet’ten önce Türk kültür tarihi: Orta Asya kaynak ve buluntularına göre (7. bs.). Ankara: Türk Tarih Kurumu. (Özgün baskı 1962)
Pankova, S., & Simpson, St. J. (Eds.). (2020). Masters of the steppe: The impact of the Scythians and later nomad societies of Eurasia. Oxford, England: Archaeopress.
Piotrovsky, B. (1973–1974). Early cultures of the lands of the Scythians. The Metropolitan Museum of Art Bulletin, New Series, 32(5), 12–25.
Sinor, D. (Ed.). (1990). The Cambridge history of early Inner Asia. Cambridge, England: Cambridge University Press.
Tarhan, MT (2002). Ön Asya dünyasındaki ilk Türkler: Kimmerler ve İskitler. HC Güzel, K. Çiçek ve S. Koca (Ed.), Türkler içinde (Cilt 1, ss. 597–610). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Tellioğlu, İ. (2010). Kimmer ve İskit göçlerinin Doğu Anadolu bölgelerindeki etkileri. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 11(27), 237–245.
Togan, AZV (1981). Umumî Türk girişinde: En eski devirlerden 16. asra kadar (3. bs.). İstanbul: Enderun Yayınları. (Özgün baskı 1946)
Unterländer, M., Palstra, F., Lazaridis, I., Pilipenko, A., Hofmanová, Z., Groß, M., … Burger, J. (2017). Avrasya Bozkırlarının Demir Çağı göçebelerinin ataları, demografisi ve torunları. Nature Communications, 8, 14615. https://doi.org/10.1038/ncomms14615
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- İSKİTLER/SAKALAR: Avrasya Bozkırında Köken, Coğrafya, Boylar, Arkeoloji, Antik DNA ve Türk Tarihiyle Bağlantı Meselesi-I
- YERELDEN KÜRESELE - Denetlenebilir İnsanlık Yönetişimi Üzerine Bir Deneme
- Dijital Çağda Çocuk Yetiştirmek: Aile, Okul, Devlet ve Sosyal Medyanın Ortak Sorumluluğu
- Kurucu Miras ve Vefa Borcu: Atatürk Düşüncesinde Bilimsel Akıl ve Toplumsal Sorumluluk (Not 1)
- Halkına Hesap Veren İki Büyük Önder: Bilge Kağan ve Atatürk
- Dürüstlük Üzerine Bir İnceleme
- Ritüelin Gölgesinde Ahlak: Biçimsel Dindarlık ve Adaletin Erozyonu Üzerine Felsefi Bir İnceleme
- Yalanın Sessiz Yankısı: Toplumun Vicdanla Sınavı
- İdeolojinin Egemen Olduğu Yerde Adil Yargılanma Beklenemez
- Türk Tarihinde Önemli Kültürel Dönüşümler Üzerine Bir Değerlendirme
- İnsanın Evrimi Boyunca Erdemlerin Gelişimi ve Değişimi
- Eksik Olan Nedir?