-
Özden İlhan
Tarih: 25-07-2026 10:39:00
Güncelleme: 25-07-2026 10:39:00
Aşk duygu ortaklığı mı, yatırım yönetimi mi?
Modern hayat, insan zihnini adım adım bir muhasebe bürosuna dönüştürmektedir. Bu dönüşümün en ağır darbeyi vurduğu yer ise ne yazık ki insanlığın en saf sığınağı olan aşktır. Günümüz dünyasında aşk, hesapsız bir teslimiyet veya iki ruhun birbirini derinden "görmesi" olmaktan çıkıp; bir risk analizi, bir kariyer planlaması ve bir yatırım yönetimi haline gelmiştir.
Karşısındaki insana bakarken kalbiyle değil, mantığının hesap makinesiyle bakan modern insan, şu soğuk soruların cevabını arar: "Bu insan gelecekte bana ne kazandırır?", "Statüsü bana uygun mu?", "En önemlisi; bu kadın/adam ileride bana yük olur mu?"
Sosyoloji literatüründe Eva Illouz gibi düşünürlerin kavramsallaştırdığı "Duygusal Kapitalizm" (Emotional Capitalism), tam olarak bu durumu açıklar. Piyasa ekonomisinin "kâr-zarar", "maliyet-fayda" mantığı artık yatak odalarımıza ve kalplerimize kadar sızmıştır.
Bir insanı sevmeye karar vermeden önce onun maddi getirisini, çıkaracağı muhtemel krizleri ve taşıyacağı finansal/sosyal yükü hesap etmek, modern insanın kurnazca geliştirdiği bir kognitif savunma mekanizmasıdır. Ancak bu garantici yaklaşım, aşkı daha başlamadan öldüren bir zehirdir.
Aşkı bir şirket evliliği gibi planlayanlar, kendilerince risksiz ve "güvenli" bir hayat inşa ettiklerini sanırlar. Oysa bilmedikleri şey, hesaba dayalı hiçbir bağın, hayatın getireceği ilk büyük fırtınada (hastalık, kayıp veya başarısızlık) ayakta kalamayacağı gerçeğidir.
Modern çağın bu hesapçı evlilik modelinde, taraflar birbirlerine birer insan olarak değil, birer statü ve finansal paket olarak bakarlar. Arada doğal bir çekim, bir kimya veya elektriklenme olsa bile, eğer taraflardan birinin sosyo-ekonomik durumu ya da etiketleri o görünmez "piyasa değerine" uygun değilse, ilişki daha başlamadan veto edilir. İnsanlar artık kalplerini değil, banka hesaplarını ve unvanlarını evlendirmek istemektedir.
Ancak bu "kusursuz meta" arayışının getirdiği çok ağır bir kognitif yanılgı vardır: Yalnızca vitrine yatırım yapmak.
Örneğin, karşınızdaki insan çok yakışıklı, çok güzel ya da muazzam bir servete sahip olabilir. Hesap masasında bu haneler "artı" olarak göründüğü için evlilik gerçekleşebilir. Fakat o görkemli vitrinin arkasında sığ, dünyayı sadece yüzeysel algılayan ve entelektüel derinliği olmayan bir zihin varsa, bu evlilik ne kadar sürdürülebilir? Sırf cüzdanı dolu ya da yüzü güzel diye, insan aptal birine, fikri olarak bomboş bir ruha ne kadar tahammül edebilir?
Bu hesapçı zihniyetin en büyük trajedisi, Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens'inde geçen o ölümsüz hakikati tamamen ıskalamasıdır: "Gülünü özel kılan, onun için harcadığın zamadır." Hesap uzmanı bir zihin için "zaman harcamak", "emek vermek", "birinin yükünü omuzlamak" birer kayıp, boşa giden birer sermayedir.
Hesap uzmanı bir zihin için "zaman harcamak", "emek vermek", "birinin yükünü omuzlamak" birer kayıp, boşa giden birer sermayedir. Onlar fedakârlık yapmaktan, beklemekten, partneri için uykusuz kalmaktan veya onun suskunluğundaki fırtınaları dindirmek için çabalamaktan kaçınırlar. Çünkü her emeği, hanelerine yazılan bir "zarar" olarak görürler. Emeksiz, risksiz ve hesapsız sevgiden mahrum büyüyen bu ilişkiler, dışarıdan ne kadar gösterişli ve renkli görünürse görünsün, aslında içi tamamen boşaltılmış kuru birer kabuktan ibarettir.
Partneri için uykusuz kalmaktan veya onun suskunluğundaki fırtınaları dindirmek için çabalamaktan kaçınırlar. Çünkü her emeği, hanelerine yazılan bir "zarar" olarak görürler. Emeksiz, risksiz ve hesapsız sevgiden mahrum büyüyen bu ilişkiler, dışarıdan ne kadar gösterişli ve renkli görünürse görünsün, aslında içi tamamen boşaltılmış kuru birer kabuktan ibarettir.
Bugün insanlar artık kalpleriyle değil, birbirlerine sundukları "projelerle" karşı karşıya geliyorlar. Kendine yük olmayacak, hep kazandıracak bir partner arayan modern insan, günün sonunda en büyük kârı elde ettiğini sanırken, aslında hayatın en büyük trajedisini yaşar: Muazzam bir yalnızlık ve hiç anlaşılmamış olma hissi. Belki de kurtuluş, o hesap masasını devirmek ve dünyaya yeniden bir Küçük Prens saflığıyla, yani sadece yüreğimizle bakmayı öğrenmektir. Çünkü kalp hiçbir zaman muhasebe yapmaz; o sadece gerçeği görür.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- TARİH HER ZAMAN GERÇEĞİN TAMAMINI MI ANLATIR?
- NEZAKET ZAYIFLIK DEĞİL, ANTAGONİSTİK TOPLUMLARIN UNUTTUĞU İNSANLIK GÜCÜDÜR
- HIZ TRENİ: HIZLI DÜŞÜNME SENDROMU, ZİHNİN VE SÖZCÜKLERİN YETİŞEMEME SANATI
- HAKİKATTEN AİDİYETE MODERN İNSANIN ZİHİNSEL DÖNÜŞÜMÜ
- BABAMIN KIZI
- GIDA TERÖRÜ, GDO VE BİR MEDYA HAFIZASININ İLK İTİRAZI
- PESİMİZM: KARANLIĞI SADECE GÖRMEK DEĞİL, ONU DÜŞÜNCEYE DÖNÜŞTÜRME SANATI
- SOSYAL ÇÜRÜME ve İNSAN KALABİLMEK
- EKONOMİK EŞİTSİZLİK VE YOKSULLUK: KÜRESEL KRİZLERİN TEMELİDİR
- İNSAN İLİŞKİLERİ KÜTÜPHANE GİBİDİR
- ÖFKE: ÇAĞIMIZIN SESSİZ KRİZİ
- Okullarda Şiddet: Görmezden Gelinen Tehlike