-
Özden İlhan
Tarih: 14-08-2026 15:53:00
Güncelleme: 14-08-2026 15:53:00
Bir zamanlar kış geldiğinde pencerenin önü ayrı bir telaşa, ayrı bir neşeye sahne olurdu. Tipi bastırdığında, camın kenarında biriken karları ellerim üşüye üşüye kazır, sırf onlar aç kalmasın diye özel olarak aldığımız kuşyemlerini o temizlenen mermere itina ile serperdim.
Çok geçmeden, sanki sözleşmişler gibi minik bir serçe ordusu doluşurdu pencerenin önüne. İncecik bacaklarıyla karda bıraktıkları o küçük izler, birbirleriyle girdikleri o sevimli yem kapışmaları ve çıkardıkları neşeli cıvıltılar, evimizin içine sıcacık bir hayat enerjisi doldururdu.
Kızılay'ı hatırlıyorum. Şimdiki Kızılay'ı değil; ağaçların henüz şehrin içinde kendilerine ait bir dünya kurabildiği Kızılay'ı... Caddelerin iki yanında sıra sıra ağaçlar vardı. Yazın yaprakları birbirine değecek kadar büyümüş, dalları gökyüzüne doğru uzanmış o ağaçların üzeri serçelerle dolardı. Sabahın ilk saatlerinden itibaren bir yerlerde başlayan cıvıltı, kısa zamanda bütün ağaçlara yayılırdı. Bir dala konan, ötekine sıçrayan, sonra birden havalanıp birkaç metre ötede başka bir ağaca konan yüzlerce küçük kuş...
Bugün ise aynı pencerelerden dışarı baktığımızda sadece derin, soğuk ve yabancı bir sessizlikle karşılaşıyoruz. Ne karları temizleyeceğimiz o pencere önlerinde bir hareket var ne de özel aldığımız o yemleri koyacak bir adres...
Ağaçların üzeri sanki canlı bir örtüyle kaplanmış gibiydi. Şehir hareketliydi ama onun içinde serçelerin ayrı bir hayatı vardı. İnsanlar kaldırımlardan geçer, arabalar caddelerden akar, dükkânlar açılır, hayat kendi telaşıyla sürerken ağaçların tepelerinde başka bir dünya yaşanırdı. Serçeler birbirlerine seslenir, kanat çırpar, dalların arasında kaybolur, sonra yeniden görünürlerdi. Onları görmek için başımızı özel olarak gökyüzüne kaldırmamız gerekmezdi; zaten hayatın içindeydiler.
O neşeli serçelerimiz nereye gitti? Bu soruya verilecek yanıt ne yazık ki doğanın kendi akışı değil, insanoğlunun kendi eliyle yarattığı acımasız bir yıkımdır. Bizler daha çok beton, daha geniş yollar ve daha yüksek binalar inşa ederken; aslında yaşamı paylaştığımız en masum canlıların yuvalarını başlarına yıktık.
Toprağı ve Doğayı Zehirledik: Şehirdeki parkları, bahçeleri sırf "düzenli" dursun diye böcek ilaçlarıyla zehirledik. Yetişkin bir serçe ekmek kırıntısıyla yaşayabilse de minik yavrularını beslemek için böceklere muhtaçtı. İlaçlarla yok ettiğimiz her böcek, doğamayan binlerce serçe yavrusu demek oldu.
Sığınacak Bir Çatı Bile Bırakmadık: Eski ahşap evlerin, kiremit çatıların o güvenli girintilerini yok edip yerini pürüzsüz cam ve beton binalarla doldurduk. Serçelere yuva yapacak tek bir kovuk bile bırakmadık.
Bencil Kentleşmeyle Dengeleri Bozduk: Şehirleri devasa çöp yığınlarına çevirerek, şehir yaşamına kolay adapte olan iri kuşların sayısını patlattık. Serçeleri hem gıdasız bıraktık hem de o iri kuşların baskısı altında yaşam alanlarından sildik.
Bugün sokaklarımız, balkonlarımız kontrolsüzce çoğalan güvercinlerin istilası altında. Onların asidik kirliliğinden korunmak için evlerimizin etrafını filelerle, cam balkonlarla çevirmek zorunda kaldık. Ne acı bir çelişkidir ki; güvercinlerin yarattığı tahribattan korunmak için ördüğümüz o ağlar, kazara mahallemize yolu düşen son serçelerle aramızdaki bağları da tamamen kopardı. Bir serçe görsek bile artık kapalı balkonlarımız yüzünden bize ulaşması imkânsız.
İnsanoğlu, kendi elleriyle bozduğu doğa dengesinin cezasını hem şehri kirleten güvercin istilasıyla çekiyor hem de çocukluğunun en masum sesini kaybetmenin hüznüyle...
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- GÖKYÜZÜNE BAKARKEN ASLINDA GEÇMİŞİ GÖRÜYORUZ
- ANLAŞILMAMAK: Modern Dünyada Görünmezlik Sendromu ve Varoluşsal Sağırlaşma
- ZİHNİN SESSİZ PANDEMİSİ
- HESAP MASASINDA CAN VEREN AŞK: MODERN ÇAĞIN DUYGUSAL KAPİTALİZMİ
- TARİH HER ZAMAN GERÇEĞİN TAMAMINI MI ANLATIR?
- NEZAKET ZAYIFLIK DEĞİL, ANTAGONİSTİK TOPLUMLARIN UNUTTUĞU İNSANLIK GÜCÜDÜR
- HIZ TRENİ: HIZLI DÜŞÜNME SENDROMU, ZİHNİN VE SÖZCÜKLERİN YETİŞEMEME SANATI
- HAKİKATTEN AİDİYETE MODERN İNSANIN ZİHİNSEL DÖNÜŞÜMÜ
- BABAMIN KIZI
- GIDA TERÖRÜ, GDO VE BİR MEDYA HAFIZASININ İLK İTİRAZI
- PESİMİZM: KARANLIĞI SADECE GÖRMEK DEĞİL, ONU DÜŞÜNCEYE DÖNÜŞTÜRME SANATI
- SOSYAL ÇÜRÜME ve İNSAN KALABİLMEK