beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

SONBAHARIN SESSİZCE ANLATTIKLARI

En çok sonbaharı severim. Belki de doğanın en gösterişli hâlini, en sessiz biçimde yaşadığı mevsim olduğu için… Yazın parlak ve aceleci renkleri yavaş yavaş çekilirken, ağaçlar sanki yıllardır üzerlerinde taşıdıkları yeşili bırakıp sarının, kızılın, turuncunun ve kahverenginin bütün tonlarına bürünür.

 

Güneş artık gökyüzünde daha alçaktan süzülür; akşamüstleri ışığın kendisinde bile bir dinginlik vardır. Rüzgâr biraz serinlemiştir ama henüz kışın sertliğine ulaşmamıştır. İnsan yürürken ayağının altında çıtırdayan yaprakların sesini duyar ve bir an için zamanın da böyle ses çıkardığını düşünür.

 

Sonbahar bana hiçbir şeyin aynı kalmadığını hatırlatır. Ama bunu insana korkutarak değil, güzelleştirerek anlatır.

 

Bir ağacın dallarından kopup havada birkaç kez savrulduktan sonra yere düşen sarı bir yaprakta yalnızca bir ayrılık görmem. O yaprak, bütün yaz boyunca ağacın üzerinde durmuştur. Güneşe, yağmura, rüzgâra tanıklık etmiş; şimdi ise kendi zamanını tamamlayıp toprağa dönmektedir. Belki de hayatın en doğal gerçeği budur: Her şey bir süre bizimledir ve sonra başka bir hâle dönüşür.

 

Tagore’un, “Hayatıma süzülerek gelen bulutlar artık yağmur getirmek ya da fırtına habercisi olmak için değil, gün batımı gökyüzüme renk katmak için geliyorlar,” sözü bu yüzden bana sonbaharı düşündürür.

 

Çünkü insanın hayatındaki bulutlar da değişir. Gençken gökyüzünde gördüğümüz her koyu bulutu bir fırtınanın habercisi sanabiliriz. Oysa yıllar geçtikçe bazı bulutların yalnızca gökyüzünden geçip gittiğini, bazılarının ise gün batımının güzelliğini tamamlamak için orada olduğunu öğreniriz.

 

Hayatımıza giren insanlar da biraz böyledir. Kimi uzun yıllar bizimle yürür, kimi kısa bir süreliğine yanımızda durur. Kimi bize neşeyi öğretir, kimi sabretmeyi, kimi kaybetmeyi… Bazıları giderken arkasında bir boşluk bırakır; bazıları ise giderken bize farkında olmadığımız bir şeyi bırakmıştır.

 

Belki de insan yaş aldıkça hayatın en önemli derslerinden birini öğrenir: Her gelen kalıcı olmak zorunda değildir.

 

Yazın penceremize konan kuşların şarkısı da böyledir. Bir süre dinleriz, sonra kuş kanatlanıp gider. Ardından sessizlik kalır. Fakat o kısa şarkı hiç söylenmemiş olmaz.

 

Sonbahar yaprakları ise daha farklıdır. Onların şarkısı yoktur. Sessizce sararır, rüzgârla titrer ve bir gün yere düşerler. Tagore’un dediği gibi, sanki bir iç çekişle…

 

İnsan hayatında da bazı vedalar böyledir. Büyük cümleler kurulmaz. Kimse birbirine uzun uzun açıklamalar yapmaz. Sadece bir zamanın bittiğini hissedersiniz. Bir kapı kapanır, bir telefon susar, bir sandalye boş kalır. Hayat devam eder ama siz, o boşluğun artık hayatınızın bir parçası olduğunu bilirsiniz.

 

Belki sonbaharın bana en çok sevdiren tarafı da budur: Güzelliği ile hüznü birbirine düşman etmez. Sarı bir yaprak hem güzeldir hem de düşmektedir. Gün batımı hem aydınlıktır hem de gecenin yaklaşmakta olduğunu söyler. Sonbahar güneşi hem sıcaktır hem de kışın geleceğini bilir.

 

Doğa, bize hayatın çelişkilerini birlikte taşıyabileceğimizi gösterir. İnsan da bunu öğrenebilir.

 

Geçmişimizi özleyebiliriz ama bugünümüzü de sevebiliriz. Kaybettiklerimizi düşünebiliriz ama elimizde kalanların değerini de bilebiliriz. Yaş aldığımızı fark edebiliriz ama hâlâ gökyüzünün renginden, bir ağacın yaprağından, bir dostun sesinden, güzel bir cümleden heyecan duyabiliriz.

 

Belki hayatın olgunluğu tam da burada başlar. Artık her şeyi tutmaya çalışmadığımızda…

 

Her gidişi bir yenilgi saymadığımızda…

 

Her değişime direnmediğimizde…

 

Ve zamanın önünden çekilip onunla birlikte yürümeyi öğrendiğimizde…

 

Sonbahar bana bunu anlatıyor.

 

Yapraklar düşüyor diye ağaç kendisini eksilmiş saymıyor. Gökyüzü kararınca güneş yok olmuş olmuyor. Kuşlar uçup gittiğinde pencere sessizleşiyor ama hayat bitmiyor.

 

Her mevsim kendi zamanında geliyor ve kendi zamanında çekiliyor.

 

Belki bizim de yapmamız gereken, hayatın bütün mevsimlerini aynı sevmeyi öğrenmek değil; her mevsimin bize anlatmak istediğini duyabilmek.

 

Şimdilik sonbaharı dinleyelim.

 

Rüzgârın yaprakların arasından geçişini, akşamın yavaşça gökyüzünü kaplayışını, sarının kızıla dönüşmesini…

 

Çünkü kış henüz gelmedi.

 

Ve hayat, bütün renkleriyle hâlâ burada.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı 76 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum