-
Özden İlhan
Tarih: 20-08-2026 18:17:00
Güncelleme: 20-08-2026 18:17:00
Lise yıllarımdı. Alt komşumuzun ortaokula giden kızına İngilizce ve kimya dersleri veriyordum. Aramızda yaşça pek bir fark yoktu aslında; ben lisedeydim, o ortaokulda. Ama o zamanın ruhunda bir şey bildiğinde onu yanındakine aktarmak, bilginin ve emeğin doğal bir refleksiydi.
Ne bir ücretin adı geçerdi ne de yapılan yardımın hesabı tutulurdu. "Eğitim", ticari bir hizmet ya da satılık bir zaman dilimi değil; komşuluk hukukunun, insani yakınlığın ve hesapsız bir paylaşımın doğal uzantısıydı. Hayatın akışı içinde birine el vermek, bir tencere yemeği paylaşmak kadar sıradan ve bir o kadar da kıymetliydi.
Verdiğim derslerden başarılı oldu ve kısa sürede notları düzeltti. Bir gün, o derslerin ve saatlerce süren emeklerin karşılığı olarak elime bir hediye tutuşturuldu: Tanju Okan’ın Hasret plağı.
Parası, imkânı kısıtlı olan bir komşudan gelen bu sürpriz hediyenin bendeki paha biçilemez değerini tarif etmek imkânsızdı. O plak pikapta dönmeye başladığında, Tanju Okan’ın o buğulu, taranmış gibi derin, insanı görünmez bir cazibeyle içine çeken devasa sesi odayı doldururdu.
O ses sadece bir melodi değil, bir dönemin efkârını ve samimiyetini taşıyan büyüleyici bir rüzgârdı. Evde ne zaman Tanju Okan’ın hasretini çalsam, alt kattaki arkadaşım eline geçirdiği merdaneyle ya da süpürge sapıyla hemen tavanı tıkırdatmaya başlardı: "Aç aç, sesini sonuna kadar aç!" Sanki o koca apartmanda tek komşu bizmişiz gibi sesini sonuna kadar açardık. Tavan her gümlediğinde bir şikâyet ya da kavga değil; müziği, anı ve gençliği birlikte sahiplenen ortak bir neşe yükselirdi aramızdan.
Yardımlaşma, insanın başkasına verdiği bir şeyden çok, insanlığın kendisini birbirimizin hayatında yaşatmasıdır. Belki de bu yüzden, eskiden yapılan küçük bir yardımın bile insanın hafızasında yıllarca süren bir sıcaklığı vardı. Birinin bilgisi diğerinin eksiğini tamamlar, birinin zamanı diğerinin sıkıntısını hafifletir, birinin elinden gelen, bir başkasının yolunu açardı.
Kimse bütün hayatı tek başına taşıyamazdı; insan, biraz da birbirine yaslanarak yürürdü.
Benim komşumuzun kızına on gün boyunca İngilizce ve kimya çalıştırmam da böyle bir şeydi. Ben bildiğimi verdim, o da başarısını gösterdi. Sonra elindeki harçlıktan ayırdığı bir plakla bana teşekkür etmek istedi. Asıl güzel olan ise, bu alışverişin hiçbir zaman bir alışverişe dönüşmemesiydi.
Kelimelerin detayları zamanın tül perde arkasında silinip gitmiş ama o anların hissettirdiği iç sıcaklığı, o tarifsiz güven duygusu hâlâ dün gibi taze. Çünkü o zamanlar dostluklar bir beklenti veya çıkar üzerine kurulmazdı. Gelecek kaygısı, statü yarışları veya maddi hesaplar araya girmemişken; insan sadece insan olduğu için dinlenir, sevilir ve kucaklanırdı.
Bugün geldiğimiz noktada ise birinden parasız bir bilgi, bir emek ya da azıcık bir zaman istemek neredeyse imkânsız.
Her tebessümün, her rehberliğin, hatta bir fincan kahve eşliğindeki sohbetin bile bir piyasa değerine bağlandığı acımasız bir çağdayız. "Benim bundan çıkarım ne?" sorusu sorulmadan atılmayan her adım, insan ruhunu giderek soğutuyor ve yalnızlaştırıyor.
Oysa insanı gerçekten büyüten ve ruhunu derinleştiren şey, biriktirdiği maddi değerler değil; karşılık beklemeden verebilme kapasitesidir. İnsani bağlar bir alışverişe dönüştüğünde, geriye sadece tüccar zihniyetinin Soğuk hesapları kalıyor.
Maddiyatın, çıkar ilişkilerinin ve her şeyi satın alma hırsının cenderesinden biraz olsun uzaklaşmak zorundayız. Çünkü ruhumuz aldıkça değil, verdikçe ve hesapsızca paylaştıkça olgunlaşır. Daracık imkânıyla bana o plağı getiren komşu kızının inceliği ve Tanju Okan’ın o büyüleyici sesinden taşan hisler, bugün parayla satın alınabilecek tüm eğitimlerden çok daha derin bir insanlık dersidir.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
- SERÇELER NEREYE GİTTİ?
- GÖKYÜZÜNE BAKARKEN ASLINDA GEÇMİŞİ GÖRÜYORUZ
- ANLAŞILMAMAK: Modern Dünyada Görünmezlik Sendromu ve Varoluşsal Sağırlaşma
- ZİHNİN SESSİZ PANDEMİSİ
- HESAP MASASINDA CAN VEREN AŞK: MODERN ÇAĞIN DUYGUSAL KAPİTALİZMİ
- TARİH HER ZAMAN GERÇEĞİN TAMAMINI MI ANLATIR?
- NEZAKET ZAYIFLIK DEĞİL, ANTAGONİSTİK TOPLUMLARIN UNUTTUĞU İNSANLIK GÜCÜDÜR
- HIZ TRENİ: HIZLI DÜŞÜNME SENDROMU, ZİHNİN VE SÖZCÜKLERİN YETİŞEMEME SANATI
- HAKİKATTEN AİDİYETE MODERN İNSANIN ZİHİNSEL DÖNÜŞÜMÜ
- BABAMIN KIZI
- GIDA TERÖRÜ, GDO VE BİR MEDYA HAFIZASININ İLK İTİRAZI
- PESİMİZM: KARANLIĞI SADECE GÖRMEK DEĞİL, ONU DÜŞÜNCEYE DÖNÜŞTÜRME SANATI